Skip to content

Erdem Arslan

Bölüm 12

11 min read

Bela Geliyorum Demez!

Wjerljocht aracındaki kişileri yakındaki karakola götürüp teslim etmişti. Askerler çok oralı olmasa da, orada görevli bir tanesi yardım etmek için elinden geleni yapacağını söyleyip, esirleri geçici yerleştirme için imparatorluk merkez istihbaratına götüreceğine dair söz verdi. Wjerljocht durumdan hoşnut olmasa da, şimdilik yapabileceği bu kadardı.

Karakoldan ayrılırken, pansiyona dönmek ile Dias'a geri dönüp kontrol etmek arasında tereddütte kaldı. Aklından geçenler onu rahatsız etmişti. Hala Dias'a tam anlamıyla güvenememişti. O yüzde geri dönmeye karar verdi.

Wjerljocht'un en belirgin özelliklerinden biri olan adımları, orduda suikastçilere öğretilenlerden kat be kat daha iyiydi. Zaten hareketleriyle Dias'ı çokça çoka sokuyordu. Açıkçası bu durumdan zevk almıyor değildi.

Hızlı adımlarla sahil bölgesine doğru yol aldı. Bir kaç dakika içinde sahile ulaştığında Dias'ı bıraktığı yerde bulamadı. Pansiyona dönmüş olabileceğini düşünüp, geri dönmeye karar verdi. İçindeki bu güvensizliğin sebebini tam olarak bilmiyordu. Bu da onu rahatsız ediyordu. Şu ana kadar Dias'dan gelen kötü niyetli bir hareket görmemişti. Aksine anlattığı gibi dünyada yabancı bir gezginden ibaret olabilirdi. Ancak o anda sahilde düşünürken, üzeirnden o huzursuzluk hissini bir türlü atamıyordu. Bir terslik olmalıydı. En azından yaşamı boyunca biriktirdiği deneyimleri ona öyle söylüyordu.

Bir süre çevreye bakınıp öyle geri dönmeyi düşünürken, yavaş adımlarla sahilde yürümeye ve denize de bakmaya başladı. Kısa bir süre ilerledikten sonra, esirleri buldukları bölgeye geldi. Mantığına göre, Dias hala burada bekliyor olamazdı. Ancak içindeki huzursuzluk bir şeylerin ters gittiğini diretiyordu. Tüm bu düşünceler aklından geçerken, sağ tarafında kalan çimenlik alanda bir çukur oluşumuna gözü takıldı. İnsan yapımı gibi duran o küçük çukura doğru temkinli şekilde adım adım yaklaşırken, çukurun içine daha net göz atma şansı buldu.

Biraz sonra gördüğü şey, yıllardır ilk defa onu şoka uğratacak cinstendi. Tam içinde simsiyah bir zırh giymiş gibi duran bu figür hareketsiz yatmaktaydı. Derin bir nefes alıp yakınında duraksadı. Dizlerini kırıp hafifçe eğildi ve belinde hançerini çıkartıp yavaşça o figüre doğru uzandı. Çukurda yatmakta olan bu figürün bedeninde yavaşça yükselen siyah is benzeri dumanlar ve yaydığı düşük dereceli ısı onun bu dünyaya ait olmadığını söylüyordu. Uzun uzun süzerek ne olduğunu anlamaya çalışıyordu ancak belleği ona, sanki ona ait olmayan bir geçmişten bir parça anı getirip önüne koyduğunda bir anda on adım geri zıplayıp, nefretle savaş duruşu aldı.

~ "Sen nesin böyle! Bir Numen değilsin.."

Çukurda yatan şey yaşıyor gibi durmuyordu çünkü ondan herhangi bir yaşam belirtisi hissetmemişti. Ancak Wjerljocht yine de duruşunu bozmadan bir iki adım yaklaşarak o şeye bakındı. Bir kaç saniye geçtikten sonra bunun tehlikeli bir yaratık olduğuna karar verdi ve bir şekilde onu yok etmesi gerektiğini düşünüp hızlıca hamlesini yaptı. İki bıçağını da çekerek yerde yatan şeye saplayıp onu kesin ölüme mahkum etmek için vuruşunu yaptı.

"De oanfal goedkard. gefaarlike libbensfoarm moat ferneatige wurde!"

~ "Hayır" diyerek geri kaçınmak için en hızlı hamlesini yapsa da, o şey onu iki kolundan yakalamıştı. Üstelik hala yerde cansız yatıyor gibi görünse de sanki sadece elleri hareket etmişti.

~ "Bırak lanet" demeye kalmadan o şeyin gözleir olduğunu düşündüğü yuvarlaklar açıldı ve koyu kızıla çalan ışıltısıyla parlamaya başladılar. Ağız bölgesi yırtılır gibi açılarak, esneme hareketi yaptı ve iki elini de açarak Wjerljocht'u serbest bıraktı. Wjerljocht bunu fırsat bilip geri kaçındı ve cebindeki kristallerden mavi-mor arası renkli olan bir tanesini ağzına atmak için hareket yaptı ancak o şeyin yüzünün yarısını kaplayan şey sanki solarak yok oluyormuş gibi altındaki derinin içine girip kayboldu

"Wjerljocht... yardım.. et bana"

~ "Dias?"

Kapkara şeyin içindekinin Dias olduğunu anlayan Wjerljocht bir anda istemsizce onu kurtarmak için, ona doğru hamle yaptı ancak Dias'ın sol kolu sanki o siyah şey tarafından yönetiliyormuş gibi hızla Wjerljocht'un göğsüne avuç darbesi indirince, Wjerljocht denize doğru inanılmaz bir hızla uçup, büyük bir şiddetle suya çakıldı. Bu çarpmanın etkisi, onun gibi mükemmel bir avcıyı bile öldürecek kuvvetteydi ancak son anda elindeki kristali dişleri arasında kırıp kendini koruyacak olan etkiyi sağlamış oldu.

Dias anlamsız hareketler yapıyor, sanki bedeninin kontrolünü tekrar geri almaya çalışıyor gibi o siyah şey ile savaşıyordu. Wjerljocht ise zor bela kıyıya yüzmüş, kırık bir kaç kaburgasının ciğerlerine batması yüzünden kan kusuyordu. Dias arkadaşına verdiği zararı görünce bir anda büyük bir çığlık kopardı ve bedenini parçalarcasına tırmıklamaya ve temizlemeye başladı ancak sadece üzerindeki elbiseleri yırtmaktan ileri gidemiyordu.

~ "Dias, öhöh, dur. Hah, hah, ööhhök! Sakileşmelisin!"

"Wjerljocht! Özür dilerim! Ben yapmadım! İyi misi aaaaaaaağğğ!!"

Dias olduğu yere yığılıp kaldı. Bedenini saran şey tekrar geldiği yere, derisinin altına doğru emilmeye başlamış, artık sadece ellerinden omzuna kadar olan küçük bir dövme biçimini alana kadar yavaş yavaş solup bitmişti.

~ "Dias? Hey!.."

Wjerljocht ne yapacağını bilmiyordu. Zaten nefes alması bile mucizeydi. Kendini olduğu yere bıraktı.

Tanıdık Bir Yüz?

~ "Canım, canım.. Kendine geldin demek?"

"Va, Ne? Neredeyim? Ha! Gallardia?"

~ "Şurada yatan ağır yaralı dostumuzu saymazsak, sen oldukça sağlıklı görünüyorsun. Tam da senin gibi birinden beklendiği gibi, ne de olsa.."

"Ne olur başlama yine.."

~ "Dias Mannheim. Sizi bulduğum için şanslısınız."

"Bizi bulduğun?"

~ "Şaşıracak bir şey yok burada? Her geçtiğin yerde izlerini herkesin göreceği şekilde bırakıyorsun canım. Özellikle Alaban dağlarında yaptığınız işi çok beğendim. Oradaki barbarlar oldukça problem oluyordu civar köylere."

"Haa... Yine de. Teşekkürler.

~ "Oh, canım ne demek? Neticede gecikmiş bir buluşmamız vardı hatırlarsan."

"Gallardia."

~ "Şş. Her şeyin bir zamanı var. Sen biraz dinlen, ben de şurada yatan Skaad Soldaat ile ilgileneyim.."

"Skaad ne?"

~ "Dışarı çık."

Dias sessizce karavandan aşağı indi. Bu dünyaya ilk geldiğinde karşılaştığı şeyler ile tekrar karşılaşması ona nostaljik bir burukluk veriyordu. Wjerljocht'a yaptığı şey yüzünden acı çekiyordu. İçin için sıkılırken, karavandan uzaklaşıp bir ağacın altına oturdu.

Gallardia onları söylemesi üzerine onları bulduğunda, muhtemelen kasaba dışına getirmiş olmalıydı. Adam akıllı diye içinden geçirdi Dias. Ancak içinde yükselen suçluluk duygusu ona rahat nefes aldırmıyordu. Ellerini kaldırıp baktı ve omuzlarına kadar sarılı olduklarını farketti. Bir çeşit deri malzeme ile özenle kaplanmışlardı. Gallardia'nın işi olmalıydı bu. Adam hakikaten zeki diye düşündü yine.

Başını iki yumruğu arasında alıp, gözlerini kapayıp, olanları tekrar gözden geçirmeye başladı. O sırada çimenlik alandan bir iki hışırtı ve otların hareketini duydu. Bir anda refleks icabı o yöne döndüğünde:

~ "Merhaba bay Mannheim. Umarım iyisinizdir."

"Ekhia! Sen de buradasın."

~ "Elbette bay Mannheim. Öğretmenim ile yolculuğa devam ediyoruz."

"Şehirde başına bela açtığım için özür dilerim."

~ "Umm şey, o olay mı? Bahsetmeye değmez. Ailem sorunu çözdü."

"Yine de, ilk tanışıklığımızın böyle olması iyi bir anı olmadı."

~ "Sizin hakkınızda öyle kolay kanıya varacak kadar ön yargılı değilim bay Mannheim."

Tanıştığım herkes benden daha olgun bu dünyada.. diye düşününce birden utandığını hissetti Dias. Sessizce onaylayıp, ayağa kalktı ve Ekhia'ya doğru düzgün bir reverans yaparak içtenlikle teşekkür etti. Bu hareketi sonraki Ekhia kıkırdayıp karavana doğru döndü ve yürümeye başladı, tabii ki Dias da bu küçük aristokratın peşine takılmıştı.

Karavanın önüne geldiklerinde, Ekhia karavanın arkasından iki küçük tabure ve bir küçük de portatif masa çıkartıp hemen oracıkta bir kamp alanı kurdu. Dias etkilendiği bir hazırlık sonrası taburelerden birini Ekhia için ayarları ve oturması için eliyle işaret yaptı.

~ "Bay Mannheim bu kadar resmi olmanıza gerek yok, bir arkadaşız sonuçta"

"Geldiğim yerde insanlara hakettiği saygıyı göstermek bir gelenektir."

~ "Sahi, geldiğiniz yeri hiç anlatma fırsatınız olmadı.. Uygun olursa dinlemek isterim bay Mannheim."

Sahiden Gauna'ya geldiğinden beri Dias Mannheim kimliği dışında, gerçekten kim olduğunu kendisi bile unutmaya başlamıştı. Yarattığı yeni kimliğe hızlı alışmasının farkına varınca birden canı sıkıldı. Sanki arkada bıraktığı herkese ihanet ediyormuş gibi hissedince, başı önüne eğilmişti. Bu hareketleri gözlemleyen Ekhia ise, durumu farklı anlayıp

~ "Oh, anladım. Özür dilerim bay Mannheim. Sanırım üzücü bir şey hatırlattım size istemeden."

"Hayır Ekhia. Düşündüğün gibi değil. Sadece geçmişimin artık Gauna'da bir anlamı olmadığını hatırladım. Burada yepyeni biriyim ve öyle devam etmek istiyorum."

~ "Siz de öğretmenim gibisiniz. O da geçmişinden pek bahsetmez. Ama gözlemlediğim kadarıyla, onun bilgisine denk birinin en az binlerce yıl yaşlı olması ve binlerce dünya görmüş olması gerekirdi. Siz de onun gibi misiniz bay Mannheim?"

Bu soru, bir sorudan ziyade sorgu gibiydi. Ekhia'nın merakına yenik düşüp haddini biraz aşmış olduğunu düşündü Dias. Ona doğru hafifçe eğilip, tehlikeli bir sırıtışla ön dişlerini göstererek:

"Hayır, onunla hiç bir ortak yönümüz yok, sevgili Ekhia.. Aksine, bu dünyada kimseyle benzerliğim yok diyebilirim"

~ "Ah, o.. O zaman anladım. Anladım.."

Gallardia, karavanın kapısını sanki tekmeler gibi açıp, ellerini bir havluda temizleyerek aşağı indi. havlu ve elleri kan içindeydi. Koyu renkli bir kan. Masanın yanına gelip, Ekhia ve Dias'a bakarak gülümsedi ve

~ "Sevgili dostumuz yaşayacak. Sen sağolma.."

"Teşekkürler Gallardia, bu iyiliğini unutmayacağım."

~ "Ah evet o konuda.."

Ne olur pişman etme beni diye içinden geçiriyordu Dias. Bu çılgın herifin ne yapabileceğini kestiremiyordu.

~ "Benimle biraz yürümeye ne dersin" diyerek havluyu Dias'ın omzuna attı ve karavanın içine uzanıp, uzun fildişi renkli paltosunu alıp, saçlarını bağladığı bağı da çözerek, kendine bir çeki düzen verdi.

"Olur" dedi Dias ve ayağa kalkıp, Gallardia'ya önden buyur hareketi ile yol verdi. Gallardia'nın peşine düşüp ormanlık alanda bulunan küçük toprak patikaya girdiler..

Sohbet

Akşam üzeri, güneşin tan kızıllığında ormanlık alanda duyular sakinleştiri sesler sükunet dolu bir ambiyans yaratıyordu. Ancak ne kadar zaman geçtiğini kestiremiyordu Dias. Büyük ihtimal kayıt zamanını kaçırmışlardı. Wjerljocht bayağı kızacaktı.. Eğer sağlam uyanırsa. İçinden bildiği tüm tanrılara dua ediyordu Dias. Suçluluk duygusu her yanını sarmış, neredeyse kendinden nefret edecek durumdaydı. Üstelik hiç birşeyden habersiz oluşu onu iyice sıkıntıya sokuyordu.

~ "Dias. İçli içli düşünmeyi bırak artık. Elinden bir şey gelmezdi sonuçta."

"Gallardia. Neler olduğunu bilmiyorsun, açıklamama izin ver.."

~ "Tahmin edebiliyordum."

"Kasıtlı değildi. O şey, yer altında bulduğumuz siyah şey.."

~ "Ben de tam olarak o konuya gelecektim. Siz baygınken kollarında olan o izlere göz atma fırsatı buldum."

"Ne düşünüyorsun?"

~ "Bir soru sorabilir miyim?"

"Tabii ki."

~ "Ne zamandır bu dünyadasın?"

"Bu dünya?" Bu soru Dias'ı beklemediği yerden vurmuştu. Gallardia konusunda hep şüpheliydi ancak, böyle bir sorunun ondan gelmesi oldukça şaşırtıcı olmuştu. Sonuçta kimseye anlatmamıştı.

~ "Evet.. Ne zamandır Gauna'dasın."

~ "Söze girmeden, lütfen dürüst ol. Aramızda kalacağınadair söz veriyorum."

"Bilmiyorum dostum."

~ "Ne zaman geldiğini mi yoksa açıklama isteğini mi?"

"..."

~ "O zaman sen düşünürken ben de sana biraz tarih dersi vereyim."

Dias normalde bu tür insanlardan hoşlanmasa da, işler beklemediği bir yönde seyrettiği için, bulabileceği tüm yardıma ve bilgiye ihtiyacı vardı. O yüzden Gallardia'yı dinlemeye koyuldu.

~ "Şurada biraz oturalım. Çok uzatmayacağım ama yine de uzun olacaktır. Herkes senin gibi enerji dolu değil değil mi?"

Yine o ukala gülümsemesi yayıldı yüzünde. Ancak artık Gallardia'yı tanımaya başlamıştı ve hareketlerindeki anlamları çözebildiği için rahatsız olmuyordu.

"Dinliyorum."

~ "Bu dünya, bu gezegen Dias, iki farklı medeniyete ev sahipliği yapmış, eski bir gezegen. Senin de az çok tanık olduğun gibi, keşfettiğin o yer altı şehri ve tanık olduğun diğer şeyler hepsi ilk medeniyetin izleri. Gauna'ya ismini verenler."

"O kısım hakkında bir fikir oluştu aklımda. Yer altı şehrinde şahit olduğum o anılardan anlamıştım."

~ "Evet. Onlar yankılar. Geçmişin yankıları. Bu gezegenin her yanını saran o devasa ley hatlarında bırakılmış izler. Bir nevi eko gibiler."

"Bu sesler. Onların bir anlamı var mı peki?"

~ "Sabırlı ol dostum."

~ "Evet, o ley hatları daha önce yoktular. Burada uzun bir tarihi açıklama gerekli olacaktır. Zamanla sen de keşfedeceğin için, sana bırakıyorum."

"En azından bir fikir verseydin?"

~ "Evrendeki enerji formları sayısız biçimde var olabilirler sevgili dostum". Bunu söylerken yine o gülümsemesi ile yayıldı yüzüne. Ancak o sırada güneşin batışından doğan kızıllık gök yüzünü alaca boyamış, Gallardia ise o manzaraya özlemle bakar gibi yüzünü bu ana dönmüştü.

"Enerji formları.. Birine fısıldayabildiklerini bilmiyordum."

~ "Karar verdin mi?"

"..." Dias Gallardia'nın ne demek istediğini biliyordu. Yeni bir hayat, yeni biri olmak oraya kadarmış demek ki.

"Gallardia. Ondan önce.."

~ "Evet?"

"O yer altı şehrinde.. Sana benzeyen bir anı gördüm. Ve o şehir en az binlerce yıllık olmalı."

~ "Tam olarak (873.648) sekiz yüz yetmiş üç bin altı yüz kırk sekiz yıllık. İnsanlar birbirine benzerler değil mi?"

"Dürüstlük istiyorsan, dürüst olmalısın.."

~ "Henüz değil. Aslında bu konuşmayı yapmamız bile büyük bir sorun."

"Harbinger. O nedir?"

~ "Dias! Bu ismi ulu orta söylememelisin."

"Pionier, pionier, alles begjint, alles begjint"

"Sabahtan beri kulağımda nakarat gibi tekrarlanıyor."

~ "Duymamaya alışman daha iyi."

"Gallardia. Gerçek adın bu mu?"

~ "Dias, peki senin gerçek adın bu mu?"

"..."

~ "..."

~ "Sanırım birbirimize güvenmemiz gerek önce. Ancak, öncesinde sana söylebileceğim tek şey, o bedenin bir amacı vardı. Şimdi sen içindesin ve işler sarpa sarabilir. Dikkatli olmak zorundasın."

"O kadarını farkettim."

~ "Ancak yine de ortalığı birbirine katmaya devam ediyorsun."

"Amaç her ne ise, şimdi benimle beraber değil mi?"

~ "Umarım öyle kalır."

Dias bir süre sustu. Gallardia ise düşüncelere dalmış gibiydi. Dias bir an cesaretini toplayıp, bir şeyleri saklamanın ne faydası ne de zararı olur diye düşünüp Gallardia'ya anlatmaya karar verdi. Sağ tarafında oturmakta olan o platin saçlı aristokrata döndü ve

"Gallardia"

~ "Dias?"

"Sana güvenmeye karar verdim."

~ "Bil mukabele dostum."

Harbinger, Pionier ve Risers

Dias bir an durdu, her şeyi tek tek gözünün önünden geçirdi. Nefes aldı ve o uzun konuşmaya hazırlandı. Kollarını dizlerine dayadı ve hafifçe önce eğilerek anlatmaya başladı. Yaşadığı evden çıkıp çalıştığı yere doğru giderken, o beden ile nasıl karşılaştığını, sonrasında gözünü açtığında bu gezegen ya da boyut artık her ne ise buraya geldiğini, geldiğinden beridir ona musallat olmuş tuhaf fısıltıları, dünyadaki tüm dilleri anlayışını ve dahası bilincindeki henüz keşfedilmemiş milyonlarca bilginin hiç birinin bu ilkel dünyaya ait olmadığından bahsetti. Gallardia ise ses çıkartmadan herşeyi büyük bir dikkatle dinledi.

"Böyle. Bir anda kendimi bu yabancı gezegende hiç birşey bilmeden buldum. Şimdi söyle bana, sen olsan ne yapardın?"

~ "Hmm. Sana katılmamak elde değil. Ancak, biraz daha sessiz olabilirdin. Bir çok kişinin dikkatini çektin. Ve bu yüzden kendini istemediğin bir çok olayın ortasında bulabilirsin."

"Öyle bir niyetim yok. Sadece bu dünyayı keşfetmek ve gerekirse, yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmek istiyorum"

~ "Dias, anlamıyorsun."

"Açıkla!"

~ "Nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Bu konuşma aramızda kalmalı. O yüzden biraz bekle."

Gallardia eldivenlerinden birini çıkartınca, Dias onun sol elindeki rünik dövmelerin aynı kendisinde olanlara benzediğini görünce şaşkınlığını gizleyemedi.

"Bu dövmeler? Sen kimsin?"

~ "Bunlar dövme değil dostum. Bekle, açıklayacağım."

Gallardia elini tam bir daire yapacak şekilde havada döndürdü ve yumruk yaparak aşağı indirdi. Dias ne olduğunu anlamamıştı. Gallardia ona dönüp

~ "Şimdi rahat konuşabiliriz."

"Az önce ne yaptın?"

~ "Daha üst bir teknolojik medeniyetten geldiğin için rahatlıkla açıklayabilirim sanırım. Az önce yaptığım şey dostum, basitçe içinde bulunduğumuz uzamsal alanı izole etmekten ibaretti."

"Benim medeniyetimde bunlar teorik fizik alanında bile fantezi kabul edilir."

~ "Yani, en azından teorik de olsa biliyorsun. Kaldı ki bu gezegenin yaşam formlarına kıyasla sen oldukça gelişmiş bir uygarlığa mensup bir gezegenin insanısın. Sahi, gezegeninden bahseder misin biraz?"

"Gallardia, konuya odaklanalım lütfen."

~ "Ah, pardon. Daha sonra anlatmanı isteyeceğim ama! Antlaştık mı?"

"Olabilir. Gidip fethetmeye falan kalkışmazsanız, olur."

~ "Hahahaha, o dediğin belki bir kaç bin yıl önce olsa olurdu."

"..."

~ "Şakaydı. Neyse, bu yarattığım alan fazla dayanmayacak. Tükettiği enerji çok fazla. O yüzden direkt konuya gireceğim."

~ "Dias, Gauna bir zamanlar çok gelişmiş bir uygarlığın merkeziydi. Altın çağlarını yaşayan medeniyetinin zirvesinde bir uygarlıktı ancak.."

Gallardia sözünü bitiremeden, çevrelerinde birden fazla ani ışık patlaması oluştu ve o ışığın içinden altı ila yedi farklı görünüşlü, kişiler çıkarak Gallardia'nın yaptığı izole alanı dağıtarak içeri girdiler. Alanın dağılması ile daha genişçe ve hissedilebilir bir alan herkesi içine alacak şekilde oluşturuldu. O yedi kişi onları çembere alacak şekilde dizilmişler, ellerinde tuttukları bir tür asa ile onları hedef almışlardı.

~ "Ah, uzun zaman oldu saygıdeğer Orko"

Bir eliyle Dias'a sakın karışma hareketi yapıyor, diğer taraftan ise bu kişileri sakinleştirmek ister gibi ayağa kalkıp saygı ile reverans yaparak onları selamlıyordu. Dias bu bilim-kurgu anında sessizce şokunu yaşıyor ve olan biteni sadece gözlemliyordu.

~ "Ekhi! Sana fazla müsamaha gösterdiğimizi düşünmeye başladım artık!"

~ "Sen de gayet iyi biliyorsun ki, bu durum istisna!"

~ "İstisna? Yeteri kadar müdehale ettiğin yetmezmiş gibi bir de bu yaratığa herşeyi anlatıyorsun? Verdiğin zarar yetmedi mi"

"Yaratık mı?"

~ "Sakın karışma Dias" bu sözler Gallardia'dan gelmişti. Belli ki eğer karışırsa olaylar beklediğinden şiddetli gelişebilirdi. Ancak Dias özünde itaat eden bir tip değildi. Zaten başından beri o siyah şey bedenine musallat olduğundan beridir, bedenin ve duygusal durumunun kontrolü zorlaşmıştı. Yavaşça ayağa kalmak için dizlerini kendine doğru çektiğinde çevresinde bulunan diğer altı kişi bir anda ellerinde tuttukları asayı Dias'ın boğazına dayadılar. Tam sırada çemberin arka kısmında başka bir ışık patlaması oldu ve içinden orta yaşlarda, daha sevecen bir yüze sahip bir kadın belirdi.

~ "Herkes sakinleşsin. Gallardia, yanıma gel. Pionier, sen de otur lütfen."

O kadının bu sözünden sonra, herkes bir anda esas duruşa geçer gibi bir kaç adım geri atıp, asalarını yere dik olarak koydular. Dias o kişinin liderleri olduğunu hemen anlamıştı. Ortamı sakinleştirmesi yüzünden o da olduğu yere tekrar oturmuştu.

~ "Orko!"

~ "Yüce lider! Görüyorsunuz, bu adama neden imtiyaz gösterdiğinizi anlayamıyorum"

~ "O konuda tekrar konuşmamız gerekecek sanırım. Değil mi?" bu sözden sonra o Orko denen adam bir kaç adım geri atarak başını eğdi ve sustu.

Gallardia ve lider aralarına kısa bir konuşma yaptılar. Ancak Gallardia'nın hareketlerine bakan Dias, lider ile aralarında bir samimiyet olduğunu anlamıştı. Tüm bu olan bitenler arasında, şu Orko denen adamın ismi aklının bir köşesinde ona çocukluğunda izlediği bir çizgi filmi getiriyordu. Kahkaha atmamak için kendini sıkıyordu ancak bir anda küçük bir gülme sesi kaçırdı ağzından.

Herkes dönüp ona dikkat kesildi. Dias artık tutamamıştı ve kahkahayı patlatıvermişti. Ayağa kalktı ve çemberi terk ederek lidere doğru yaklaştı. Gülmesi bitince, reverans yaparak saygı gösterdi. Bu garip hareketlerinden sonra, lider ona sessizce gülümseyerek baktı ve

~ "Aklından geçenler senin dünyanda komik olabilir Pionier, ancak burada saygısızlık olarak adledilir."

"Özür dilerim efendim. Kendimi tanıtmama izin verirseniz.."

~ "Kim olduğunu biliyorum. Ve senden talebim, bu bilginin üçümüz arasında kalması. Bu gezegende, sen yalnızca bir kişi olabilirsin. Olman gereken kişi de Pioneri, bir öncü. Eskiden olduğun,"

Dias araya girmek için elini kaldırdı ve ekledi

"Buraya isteyerek gelmedim, bunu da biliyorsunuzdur umarım."

~ "Her nasılsa buradasın. Artık bundan sonra ne yapacağın önemli."

"Ne yapacağım belli. Ne istersem onu"

O sırada diğerleri bu sözden sinirlenmiş olacaklar ki, bir anda gruptan uğultular yükseldi ve herkes elindeki asalara sarıldı. Orko denen herif, oldukça sinirlenmiş olacak ki, Dias'ın sırtına sağlam bir darbe indirmek için hamle yaptığında, Dias bunu son anda hissedip, eliyle durdurmak için asayı yakalamaya çalıştı ancak, beklediğinden ağır bir darbe olduğu için ilk defa acı hissetmişti. Ve o acı hissi, Dias'ın korumak için çok uğraştığı kontrolünü yitirmesine sebep olmuştu.


  • De oanfal goedkard. gefaarlike libbensfoarm moat ferneatige wurde!: Saldırı onaylandı. tehlikeli yaşam formu yok edilmeli!
  • Pionier, pionier, alles begjint, alles begjint: Öncü, Öncü, herşey başlıyor, herşey başlıyor