Skip to content

Erdem Arslan

Bölüm 11

11 min read

Nasıl asker olunur?

Güzel, güneşli bir günde fazla kalabalık olmayan bu küçük balıkçı kasabası aslında imparatorluğun ileri karakollarından birine ev sahipliği yapıyordu. Sınır bölgesi yapılanmaları buradan idare ediliyor ve Hiersoldaat (paralı asker) alımlarının yapılması sağlanıyordu. Uzun bir süredir çok fazla kişinin paralı asker olmak için geldiği ünlü bir kasabaydı burası. Sakin görünmesinin aksine İmparatorluğun en güçlü kozları burada yaratılıyordu. Elbette Dias bundan habersizdi.

Dias, Wjerljocht ile beraber kasabanın iç kısmında geçip sahile yakın bölgesinde yer alan Sintrum'a doğru ilerliyorlardı. O sırada Dias çevreye göz atıyordu. Ne de olsa hala Gauna hakkında bilgisi yoktu. Yerel insanlara göz gezdiriyor, genel hakim kültür hakkında fikir edinmeye çalışıyordu. Wjerljocht ona kimse ile konuşmamasını tembihlemişti. Nedenini söylemese de Dias burada yabancı oldukları için problemden kaçınmak istediğini farketmişti. Oldukça soruna yol açtığı biraz da suçlu hissediyordu. O yüzden bir süre bu dünyanın yerlisi olan Wjerljocht'un sözlerini dinlemenin iyi olacağına karar verdi.

Sintrum'a doğru çevredeki kalabalık artıyor, çevredeki insanlar da Sintrum yoluna doğru hep beraber ilerliyorlardı. Dias ve Wjerljocht kalabalığın içine karışarak devam etmeye başladılar. Sonunda Dias ne kadar söz vermiş olsa da dayanamayıp yanındaki açık tenli görece daha sarışın olan bir tipe dönerek neden böyle bir kalabalığın biriktiğini sordu. Adam da Dias'a bakıp, olayı bilmeden bu kalabalığın içine neden karıştıklarını sorduğunda, Wjerljocht araya girip konuyu dağıttı. Dias ise Wjerljocht'a bir şeyler bilip bilmediğini sormak için döndüğünde aldığı cevap sadece susması yönünde olmuştu.

Kısa bir yürüyüş ile yüzlerce kişinin toplandığı bir alanda buluşan yürüyenler, Sintrum önünde kurulu bir stand'ın üstünde bekleyen üç kişinin önünde toplanıp durdular. Ortama sessizlik çöktüğünde, standda bekleyen üç kişiden ortadaki asker görünümlü olan:

~ "Bugün burada, Birleşik Vanahemm İttifakı adına sizlere yıllık Hiersoldaat alımında uygulanacak yeni kuralları duyurmak için bulunuyoruz."

Kalabalık sessizce standdaki askeri dinliyordu. Anlaşılan bu durum normaldi ve herkes buna alışkındı. Asker boğazını temizleyip söze devam etti.

"Supreme Queen III. Milliana Aesther fan Vanahemm adına yapılacak olan bu yıl ki seçimlerin, bir önceki yapılan sıradan seçimlerden farklı olmasına karar verildi. Detaylar Sintrum'daki yetkili personeller tarafından siz katılımcılara iletilecektir."

"Ancak, bu seçimler sonucunda, elemeleri geçen başarılı katılımcıların, İmparatorluk tarafından resmen tanınan askerler olabilecekleri ve İmparatorluğumuzun şanlı ve yüce ordusunda görev alabilme şansına erişebilecekleri duyurmaktan onur duyarım."

Dias, bu sözlerin ardından kalabalıktan inanılmaz bir gürültüyle sevinç çığlıkları yükseldiğini, kadın ve erkeklerin alkışlayarak birbirlerine sarıldıklarını gördü. Neler olduğuna dair bir fikri yoktu. Wjerljocht'un yüz ifadesi değişmiş daha öfkeli duruyordu. Dias onu koluyla dürtüp:

"Wjerljocht, bu tantananın sebebini biliyor musun?"

~ "Sonra konuşuruz."

"Tamamdır." Wjerljocht'un öfkesi Dias'ın gözünden kaçmamış, üstüne gitmemek için konuyu ertelemişti. Standda bulunan askerler bir süre duyurunun diğer kısımlarını katılımcılara anlatıp, hızlıca standdan ayrıldılar. Kalabalık bir süre kendi arasında durumu tartıştıktan sonra yavaşça Sintrum'a doğru yürümeye başladılar. Herkes detaylaır duymak için sabırsızlanıyordu. Ve anlaşılan bu İmparatorluğun askeri olma şansı çok önemli bir şeydi bu ülkede..

Dias ve Wjerljocht Sintrum önündeki kuyruğa katılmışlardı. Olayların yine beklenmedik bir şekilde seyretmesi Dias'ı rahatsız etmişti ancak bunun fırsat olabileceğini de düşünüyordu bir yandan. Daha önce İmparatorluk askerleriyle yaşadığı problemden ötürü kaçak olarak yaşamak onu zor durumda bırakabilirdi. O yüzden bu paralı askerlik durumu ile ilgilenmesi gerekecekti.

Sintrum içine girdiklerinde içerideki çalışanların deli gibi koşturdukları bir durumla karşılaştılar. Pek de Dias'ın aklında canlandırdığı türden bir yer değildi. Genişçe bir avlu ve sırayla konulmuş bankolar arkasında evrak işleri yapan tiplerin olduğu bir sıradan bir devlet dairesi görmeyi de beklemiyordu. Katılımcılar dört farklı sırada kuyruk olmuşlardı, kayıt işlemlerini bitirenler avlunun sağında bulunan genişçe bir kapıdan geçip arkadaki salona gidiyorlardı. Dikkat çeken pek bir şey yoktu. Üniformalı çalışanlar katılımcıların yüzüne bile bakmadan kayıt yapıyor ve somurtkan suratları ile onları çabucak diğer salona gönderiyorlardı.

"Nüfus idaresine geldik sanki bu ne be" diye içinden geçirdi Dias. Henüz o dört sıradan herhangi birine katılmadıkları için, yanlarına gelen üniformalı çalışanlardan biri onlara henüz iş kolu seçip seçmediklerini sordu. Eğer seçim yapmakta zorlanıyorlardıysa onalra yardımcı olacak yetenek belirleme sistemi olduğundan bahsetti fakat o da parayla olan bir şeymiş. Wjerljocht nazikçe reddedip bir süre düşünüp öyle karar vereceklerini söyleyince çalışan oradan ayrılmıştı.

"Wjerljocht, artık bir şeyler söylemen iyi olur."

~ "Bu durum hoşuma gitmedi Dias. Bundan haberim yoktu."

"Nedir o?"

~ "Ne zaman imparatorluk böyle bir duyuru yayınlasa, bu duyurudan kısa süre sonra savaş ilanı verip, toprak genişletme politikası ile diğer ülkelere saldırı başlatır. O sırada ölen insanların sayısını kimse düşünmez. Bu ahmaklar basitçe, alacakları bir kaç parça değerli para için hayatlarını çöpe atıyorlar."

"İnsanların pek seçim şansları yok anlaşılan. Kaldı ki böyle bir duyuruya sevinecek kadar çılgın olamazlar. Bu da onların buna muhtaç olduğunu gösterir."

~ "İşte bu yüzden bunun değişmesi gerek"

"Wjerljocht, biz devrimci ya da süper kahraman değiliz! Koca bir sistemi değiştirmek demek, milyonlarca yaşamın yerine düşünüp onlar adına karar almak ve hayatlarını mahvetmek demektir. Geldiğim yerde bunun sonuçlarını çok acı bedeller ödeyerek çeken toplumlar vardı."

~ "Nereden geldiğin önemli değil Dias! Önemli olan şimdi buradasın! Ne yapacağına karar vermek zorundasın."

"Wjerljocht, kararımı en başta verdim. Barış ve Keşif içinde bir hayat sürdürmek istiyordum."

~ "Hm. Anladım. O halde sen de diğerlerinden farklı değilsin."

"Bazen diğerleri gibi olmak demek, normal olmak demektir."

Wjerljocht bir süre gözlerini kapayıp, derin nefes alarak sakinleşmeye çalıştı. Belli ki konuşmayı düşünüyordu. Bir süre daha sessizliğini koruyarak bekledi. Sonra yüzündeki ifadeyi silip, eski sakin görünüşüne geir dönerek

~ "Dias, kayıt olacak mısın?"

"Aslında iyi olur. Bazı faydaları işime yarayabilir."

~ "O zaman kısaca anlatayım. İmparatoluk ordusunda acemiler için dört farklı iş kolu var. Temel olarak Avcı, Yakın Dövüş, Mage ve Taktikçiler vardır. Bu sistem sayesinde İmparatorluk en güçlü devlet haline geldi."

"Mantıklı. Bu iş kollarından eğitimli uzmanlar üretip, onları her alanda kullanıyorlar desene."

~ "Kesinlikle. İçine girdikçe göreceğin gibi bu işin sonu Himelsk denilen, İmparatorluğun temel idelojisini oluştural göksel varlıklara kadar gidiyor. İmparatorluk resmi dininin temelinde var olan Tanrı Maji yani Sugaar'ın takipçileri haline geliyorlar. Sonunda onlar, toprak sahibi, güçlü ve zengin aristokratlara dönüşme şansları oluyor."

"Şimdi anlaşıldı. Meritokrasiyi temel almış Mutlak Oligarkların yönettiği sömürü düzeni."

Dias'ın bu sözleri Wjerljocht, Dias'ın gözlerine kısa bir bakış fırlatarak elinin tersiyle göğsüne vurdu

~ "Git kayıt ol". Sesince hafif bir sevinç vardı. Dias bunu farketmişti. Her ne kadar pasifist bir yaklaşımla ona karşı çıkmış olsada, Wjerljocht onun içten içe kim olduğunu sezebiliyordu. Bu da ona güvenmesine yol açan şeydi.

Dias kayıt sırasına yaklaştı ve Yakın Dövüş için başvurmaya karar verdi. Yapabileceği en iyi seçim bu olurdu, zira kendisi normal bir şehir insanının yenilmez bir beden girmiş halinden başka bir şey değildi. En azından gücünü kullanabilirdi. Wjerljocht ise avcı sırasına dahil olmuştu çoktan.

Rastlantı

Sıra Dias'a geldiğinde ne yapması gerektiği hakkında en ufak fikri olmadığı için bankodaki somurtkan tip ile başı bayağı ağrımıştı. Neyse ki Wjerljocht kayıt işini bitirip hemen yanına gelmiş konuyu çözmüştü. Kayıt paraları olmadığı için geçici lisans alacaklarını ve eğer bir kaç gün içinde parayı getirmezlerse lisanslarının geçersiz olacağını da öğrenmiş oldular.

"Aaaah benim güzel çantam. Ithaso bana hediye etmişt onu ve içinde bir dünya param vardı. Hey, Wjerljocht geri gidip arasak bulabilir miyiz?"

~ "Unut şu çantaları artık."

"..."

~ "Zaten cücelerden nasıl oldu da bir şey alabildin o bile ayrı bir tartışma konusu."

"Yardım ettim, öylece verdi işte."

~ "..."

~ "Gidip para kazanmamız gerekli."

Sintrum'dan ayrılıp sahil bölgesine doğru yol aldılar. Wjerljocht'a göre bir iki gün insanlardan geçici işler alarak parayı toparlama şansları vardı. Başka seçenekleri olmadığından mecburen serbest çalışma yoluna gitmek zorundalardı. Dahası bu kasabada garip olan bir kaç şey Wjerljocht'un canını sıkıyordu. Durum hakkında Dias ile konuştuğunda, Dias'ın da gözünden kaçmayan şeyler olduğunu ve Wjerljocht'un farkettikleri ile birleştirince ortada birbiri ile çelişen bir durum olduğunu gördüler. Ancak çok uzun süre bu kasabada kalmayacaklardı. Bir şeylere dahil olmadan ve dikkat çekmeden ayrılmaları faydalarına olurdu.

Sahil bölgesinde geçici iş aramaları sonrası, balıkçılar ve kaptanlardan aldıkları ufak tefek işlerden kazandıkları para onları Sintrum'a kayıt etmeye yetmeyecek gibi duruyordu. Aradan geçen 2 günlük sürede ancak kalacakları yerin ve yiyeceklerinin parasını çıkartmışlardı. Dias o konuda problem yaşamasa da Wjerljocht'un yine de uyku ve yemeğe ihtiyacı olduğundan birikimlerini idareli kullanmaları gerekirdi. Ancak talih yüzlerine gülmek üzereydi.

Kayıt için son günün sabahında rıhtımda tuhaf görünüşlü bir adam kaptan olduğunu iddia ederek onlara bir iş teklifinde bulundu. Aslında bu teklif daha çok Dias içindi. Adam bir kaç gündür onun çalışmalarına dikkat etme şansı bulduğundan, yorulmadan saatlerce en ağır yükleri dahi kaldırabilmesinden etkilenmişti. Bundan ötürü öğle saatlerinde gelecek bir kargo için ona korumalık yapıp yapamayacağını hakkında teklif getirdi. Wjerljocht bu konuda şüphelense de, paraya ihtiyaçları olduğundan ve kayıt gününü kaçırmak istemediklerinden Dias'a dikkatli olmasını söyledi.

~ "Dias, bu adama güvenmiyorum. Sen de güvenme. Bu yüzden ödemeni aldığında benimle pansiyonda buluş. Bu kasaba işimiz biter bitmez, gidelim buradan!"

"Sorun olmayacak adamım. Sen git dinlen biraz. Akşama kadar dönmüş olurum."

~ "Dikkatli ol!"

"Bir şey olmaz."

Açıkcası Dias'da bu durumdan hoşnut değildi, ancak en hızlı kazanç elde etme yöntemi bu olduğundan sessizce halletmesi gerekti.

Sözde kaptanın da bahsettiği üzere yanında üç adamı ve Dias'ın koruması eşliğinde kasabanın doğu bölgesinde yer alan ücra iskeleye yanaşan büyükçe bir sandal, yükünü sahile indiriyordu. Dias'ın canını sıkan şey böyle bir kasabada bunca askeri nüfus olmasına karşın, kaçakçılık işlerinin böyle ayan beyan yapılması garipti. Ancak yine de karışmak istemediği için sessiz kalmayı tercih etti.

Kaptan, adamları ve Dias yüzlerini bir parça bez ya da peçe gibi birşey ile gizlemişlerdi. Sahile inen yüklerin yanında bir kişi onları bekliyordu. Yüklerinn yanında vardıklarında, kaptan adama bir deri kese içinde yüklü miktarda para verdi. Adam ise sadece onaylarcasına başını sallayıp sandalına binip bir an önce sahilden ayrıldı.

~ "Hey, yeni eleman, yükü kaldırabilir misin? Ağaçlık bölgeden geçip, atların çektiği bir araca yüklememiz gerek. Kasabadan çıkana kadar bizimlesin. Sınırda ücretini alıp gidebilirsin."

"Hay hay kaptan."

Dias önünde duran, örtü ile sarılı büyük kargoyu altından tutup kaldırdı ve iki eliyle destekleyip altına girmek için hafifçe yukarı attığında kargodan sesler geldiğini farketti. Bunlar insan sesiydi. O sırada kaptan onun omzuna vurdu ve

~ "Hey, hey, hey.. Dikkatli ol, yükümüze zarar vermek istemezsin değil mi."

"..." Bunlar insandı ve Dias insan kaçakçıları adına çalıştığını farkedince, kendi etik değerleri ile çelişmenin getirdiği vicdani yükün altına girdi bir an.

~ "Yeni eleman, hızlı ol. Askerlerin buraya gelmesini istemey.."

"Bunlar insan mı?"

~ "Soru sormak yok anlaştık, daha fazla para alamazsın ona göre ha ha ha"

"Bunlar insan mı diye sordum!"

~ "Ne olmuş yani? Sırf nefes alıyorlar diye ticari değerler..."

Kaptan sözünü bitiremeden önce, Dias tüm gücünü kullarak elinin tersiyle adamın suratına bir tokat salladı ve adamın kafası su balonu gibi patlayınca, çevredeki diğer kaçakçılar, hançerleriyle bir anda gard alıp, Dias'a küfretmeye, bağırmaya başladılar.

~ "Seni hain orospu çocuğu, öldürelim bu piçi!" diye bağırışıyorlar ve Dias'ı bir çember içine sıkıştırmaya çalışıyorlardı. Ancak bilmedikleri şey ise ortaya aldıkları kişinin normal biri olmadığıydı.

Dias bir anda öfkesine yenik düşmüştü ve düzgün düşünemiyordu. Aklında yankılanan tek ses ise şuydu:

"Yok edilmesi gereken yaşam formları bulundu!"

Hemen yakınına sokulan adama döndü, inanılmaz bir hızla eğilip adamı sol bacağından yakalayarak, diğerine büyük bir hızla vurması ile ikisinin de birden aynı kaptan gibi parçalanarak kıymaya dönmeleri bir oldu. Tüm bu yağan kan ve et yağmuru altında sona kalan kaçakçı durumun farkına varamadan, Dias'ın kolunun göğsünün içinden geçip sırtından omurgası ile çıktığında kendine gelmişti.

Adam son bir gayretle kan kusarak sadece başını eğip bakmaya çalıştı ancak oracıkta can vermişti. Dias ise tüm bu saniyeler içinde olup biten katliam sonrasında düşüncelerinin düzeldiğini ve kendine geldiğini farkedince ne yaptığını ancak görebilmişti. Normal şartlarda dehşete düşmesi gerekirken sanki beyni durumu olağan bir şeymiş karşılıyor, oldukça sakinleştirici bir ruh haline geçiş yapıyordu.

Kolunu kaçakçının göğsünden çekip çıkardı ve hala sahilden uzaklaşmakta olan sandala bir bakış fırlatıp, az önce göğsünü deldiği herfi omzundan yakalayarak büyük hızla sandala doğru fırlattı. Ancak adam sandalın hemen yakınına, suya çakılmıştı. Sonra arkasındaki kafasız kaptanı bacağından tutup bu sefer nişan alarak fırlattı ancak sandala çok yakın mesafede suya çakılmıştı. Diğer iki kaçakçıdan arta kalanları ise parça parça hızlıca fırlattı o sandala doğru.

Doğrusu sandaldaki kaçakçıların neler hissettiği umrunda bile değildi, o yüzden onları da batırmak istiyordu. Tüm bu geçen anlar içinde zihni oldukça sakin ve durağandı. Düşünceleri tek bir şeye odaklanmış vaziyette, kaçakçıları yok etmeye programlı bir robot gibi hareket ediyordu.

Etrafına göz gezdirdi ve hemen on adım kadar ilerisinde bir irice sayılabilecek bir kaya parçasını zeminden söküp aldı. Duruşunu aldı ve sanki cirit fırlatan bir atlet gibi kayayı büyük bir titizlikle sandala doğru fırlattı. Bu atış başarılı olmuş, sandaldaki adamların tam üzerine düşerken son çığlıkları sahile kadar ulaşmıştı.

O andan sonra bir kaç dakika öylece bekleyip durum analizi yapan Dias, sonrasında normal düşünme durumuna geçiş yaptı. Bir anda çevresine bakınarak neler olduğunu anlamaya çalıştı. Durum çığrından çıkmıştı ve ne yaptığını biliyor olsa bile sanki beyni ikiye bölünmüş de diğer tarafı bunları yapmış gibiydi. Bunların üstüne düşünmeye sonradan vakti olacaktı ancak o an oradan uzaklaşması gerekiyordu.

Kanlı elbiseleri problem olmasında diye, sahile bırakılan sözüm ona kargoyu saran örtüyü söküp aldı. Ortaya çıkan manzara onu az önceki olayın etik ağırlığından kurtarmıştı. Metal parmaklıklardan oluşmuş bir nevi kafes içinde onlarca çocuk ve kadın bağlı şekilde sıkıştırılmışlar, üstüne üstlük yırtık ve parçalanmış elbiseleri ile kimisi baygın kimisi korkudan ötürü şoktaydı.

"Daha fazla korkmanıza gerek yok" dedi ancak kan içindeki elbiseleri bu sözlerini pek te destekler nitelikte değildi. O da hızlı düşünüp örtüyü hemen başından geçirerek elbisesini gizlemişti. Kafesin parmaklarını iki eliyle tutup, içindeki kişileri korkutmadan hızlı ve sessiz bir hareket ile eğip açtı. Bir iki adım geri çekildi ve onlara çıkabilecek kadar bıraktı. Ancak içeridekiler travmatik olaylar sonucu kimseye güvenmiyorlardı. Dias ise daha da geri çekilmek için geri adım attığında sırtıyla birine çarptığını hissetti ve hızlıca geri dönmek için hareket yaptığında bir elin omzunu sıktığını hissetti ve

~ "Sakin ol, benim Wjerljocht."

"Sen pansiyonda beni bekleyektin diye zannediyordum."

~ "Darılma ancak sana güvenemedim, o yüzden kontrole geldim ve iyi ki gelmişim."

"Oh sağol sadık dostum!"

~ "Kahraman olmak istemediğini sanıyordum?"

"Ha.. Bu sadece.. Bir rastlantı o kadar! Yani planlı değildi."

~ "Dias."

"Efendim?"

~ "Teşekkürler dostum.."

"Teşekküre gerek yok, sadece insan olmanın gereklerini yerine getirdim."

~ "Bundan daha fazlasını yaptın. Burada gördüğün kişiler kayıp toprakların ötesinden kaçırılmışlar. Bu kıtada onlara neler yapılırdı kim bilir. Çocuk seks köleleri, işkence bağımlıları için köleler ya da daha kötüsü, organ tacirleri."

"... İyi ki rastlamışım ha.."

~ "İyi ki rastlamışsın.."

O sırada Wjerljocht hemen kafesin önüne doğru yaklaşıp, bir dizinin üzerine çökerek içeri doğru Dias'ın ilk defa duyduğu ama belleğinde daha önceden yeri olan bir dil kullanarak, bir şeyler söyledi. Bu sözleri söylerken nazik ve sakince davranıyordu. İçerideki çocuklardan biri Wjerljocht'a bakarak ağlamaya başlayınca, Wjerljocht hemen hepsini kafesten çıkartmak için davrandı. Ancak Dias araya girdi ve

"Biraz bekle, işini kolaylaştırayım." diyerek, kafesin parmaklıklarını yerinden sökmeye başladı. Bir kaç tanesini sökünce yeterli bir açıklık oluştuğundan, hemen içeridekilerin bağlarını çözmeye başladı. Bağları çözülenler farklı dillerde teşekkür ve minnetlerini iletiyorlar, sevinç gözyaşları ile Dias'ın ellerini öpüyorlar ya da ona sarılıyorlar, aynı zamanda Wjerljocht'un boynuna sarılıyorlar ve ona dua ediyorlardı..

Dias kısacık ama bir o kadar da uzun olan o hayatında, ilk defa kendini gerçekten huzurlu ve güçlü hissetmişti. Ve o duyguyu hiç bir zaman unutmayacaktı.

Neyim Ben Böyle?

"Fan ierde, werom nei ierde.." Bu söz o gün sonunda Dias'ın kulağında Sesler ile beraber doluşup durmuşlardı. Ne demek istediklerine dair bir fikri yoktu. Zaten artık alıştığından duymamazlığa geliyordu bazen.

Dias kaçırılanlar ile ilgili ne yapılacağını Wjerljocht'un engin bilgisine bırakmayı tercih etmişti. Kaldı ki Gauna'yı tanımadığı için ve İmparatorluktaki kimseye artık güvenemediği için tarafsız kalmayı tercih etmişti.

~ "Bu arada Dias, ödemeyi alabildin mi?" diye sordu Wjerljocht. Bir yandan kaçırılanları bir arabaya bindiriyordu.

"Sen o insanları güvenli bir yere teslim et ben ödemeyi halledeceğim" diye cevap verdi. Nasıl halledeceğine dair bir çözümü vardı ama Wjerljocht'un oradan uzaklaşması gerekiyordu. Sonuçta işe başlayamadan herkesi katledip, kalanları da denize fırlatınca, tüm ödememin deniz yatağında olduğundan bahsedemezdi tabii ki.

~ "Tamamdır. Sintrum önünde buluşuruz. Geç kalma"

"Antlaştık"

Wjerljocht'un bir araba dolusu kadın ve çocuk ile uzaklaşmasını izledikten sonra, sırtındaki bezi hemen çıkarttı ve zaten kanlı olan eski yırtık elbiseleri ile denize daldı. Sandalı batırırken hatırladığı en son konuma doğru yüzmeye niyetliydi ancak, Denize dalması ile dibe batması bir oldu. Ne kadar ağır olduğunu bir kez daha anlayınca, hemen geri sahile zıpladı.

"İyi ki yeni akciğerlerim var. Yani umarım akciğerlerin vardır." diye kendi kendine konuşarak, derin bir nefes aldı ve sandalın en son konumuna doğru zıplayarak, denize daldı. O zıplayış sonrası, suya hızla batarken bir yandan da zemine bakıyordu. O sırada hala suya batmakta olan cesetlerden bir iki tanesini yakalayarak onlarla birlikte dibe battı. Suyun altındayken adamların üstünü başını karıştırıyor, sandalcının ödeme olarak aldığı keseyi arıyordu.

"Ne hallere düştüm.. Suyun altında ceset soygunu yapıyorum.." Aklından geçenler bunlardı ancak yapabileceği başka bir şey yoktu. Cesetlerin üzerinde kese falan bulamayınca deniz tabanında aramaya başladı. Şansına kısa süre sonra açılıp deniz tabanında dağılmış halde olan yaklaşık elli adet altın parayı toparlayarak keseye geri doldurdu.

Nefesini tutmasına karşın herhangi bir su basıncı hissetmiyordu. Zaten tuttuğu nefes eğer bir ciğeri varsa onu da rahatsız etmiyordu. Hızlıca bir test yapmak için aldığı nefesi bıraktı. Bir süre nefes almadı. O halde iken nefes almadan deniz tabanında yürümeye başladı. Yosunların yoğunluğundan kıyıya olan yönü bulmayı becermişti.

Kıyıya doğru yaklaşırken, bedeninin nefes almaya ihtiyacı yokmuş gibi hatta sanki hiç akciğerleri yokmuş gibi gayet tam takır devam edebildiğini farketti. Ancak bu durum onu korkutmuştu. Bu beden neyin nesiydi? Canlı mıydı? Dahası insan mıydı?

Sudan sahile doğru çıkarken, canı sıkılmış bir halde bunları düşünmemek için, eskiden yaptığı gibi tümüyle başka konulara odaklanmaya çalışıyordu. Ancak beyni sanki onu rahatlatmak ister gibi, serotonin salgılıyordu. Ancak Dias artık bir beyni olduğundan bile şüphelenmeye başlamıştı.

İlerleyip sahilde sonra başlayan çimenlik alana oturdu. Suya dalmadan çıkarttığı beze bakındı ancak, bedeni sanki ısı üretiyormuş üzerindeki suyu buharlaştırmaya başlamıştı.

"Bu ne lan! Ne oluyor? Neyin içindeyim ben böyle?!"

"Tamam iyi tarafından bak oğlum!"

Kendi kendine konuşarak, ruh halinde yükselen korkuyu bastırmaya çalışıyordu, kaldı ki bedeninin ürettiği serotonin bile yeterli gelmiyordu. O sırada Dias'a hayatının şokunu yaşatacak olan an baş göstermişti.

Kollarında yoktan yere siyah benekler var olup, bir araya gelip, bir tür eski rünik yazılardan oluşan bir tribal dövme biçimi almasıyla, parmak uçlarından omuzlarına kadar uzayıp biterek şekil almaları bir oldu.

Harbinger modus begon!

"BU NE LAAAN!"


  • Fan ierde, werom nei ierde: Dünyadan gelen, dünyaya döner
  • Harbinger modus begon!: Harbinger modu başlatıldı