Skip to content

Erdem Arslan

Bölüm 07

13 min read

Planlar.. Planlar..

Dias'ın planı hakkında düşünceleri çok da komplike değillerdi. Çevresindekilere detaylıca anlatmasına rağmen, çoğu savaşçı olan bu kabile üyeleri, detayları sindirmekte sorun yaşamışlardı. Açıkcası bu kişilerin kendi kültürlerini ve haysiyetlerini böyle kullanmaları da onları rahatsız etmişti ancak genelde hepsi prensesleri ve hayatları için endişeli olduklarından ortak bir noktada buluşmayı becerebilmişlerdi.

Dias ise o an da Ruby ile son bir kez plan üzerinden geçmeyi istemişti. Oturup konuşurlarken Dias'ın ona anlattıkları şöyleydi:

"Aah. Planlarım neler mi? Evet, aslında çok karmaşık değiller sevgili Kızıl."

"İlk aşama gözlemci yardakçılardan bazılarının kaybolmasını sağlamak. Onların yerini bizim taraftakiler almalı. Bunlar -kurallara göre- yüzleri gizli hakem heyeti gibi davranan bir güruh biliyorsun.. Ve gözlemlerime göre arenanın belirli yerlerinde nöbet tutuyorlar. Bu elemanlar kalabalık kontrolü ve diğer yardımcı işler için kullanılacaklar. Zaten devirmeye niyetli olduğumuz diktatör, eğer plan başarılı olursa ikinci aşamada onlara sığınacak olmalı diye düşünüyorum. Ki bu da bizi ikinci aşamaya götürecek."

~ "Anladım.. Buraya kadar destekçilerimize bel bağlayacağız."

"Evet, esasında onların desteği önemli. İkinci aşamada ise kontrollü kalabalığın ve geleneklerin baskısından faydalanmayı planlıyorum. Böylelikle sahaya bir cengaver olarak çıkabilecek ve meydan okunması planlanan diktatöre karşı savaşıp onu küçük düşürebilmeliyim."

~ "Dur biraz, burada anlaşmadık henüz! Bu benim işim olmalı."

"Teoride öyle, ancak anlaşmamıza göre ve benim baskın gücüme göre benim olmam daha etkili olacaktır."

~ "..."

"Öylese devam ediyorum? Evet, ne diyordum, dövüşmekten çok, kaçınmaya çalışmam gerekli. Öfkelenip hata yapmasını sağlamalıyım. Böylelikle bu durum bizi son aşamaya taşıyacak!"

~ "Buraya kadar herşeyin yolunda gideceğini varsayıyoruz tabii." Sesi biraz güvensiz geliyordu. Dias ona bu plan doğrultusunda herşeyin zaten ince bir çizgide olduğunu ve kendilerine olan güvenlerini sağlam tutmaları gerektiğini hatırlattı.

"Eh, biraz da çaba göstermeliyiz. Bundan sonra zaten kuralları hiçe sayılan bir müsabaka elbette geçersiz sayılacak ve yeni müsabakanın bahsi direkt taht üzerinden yürüyecek. Evet kabul ediyorum, çok basit ve aptalca görünüyor. Ancak bir önceki sistemin böyle devrildiğini sen söyledin.."

~ "Doğru, maalesef babam da böylesi basit bir oyunun kurbanı oldu."

"İşte tam bu yüzden aynı zehiri, ona vereceğiz."

"Son aşamamızda, burada sen devreye gireceksin ve zaten kalabalık tarafından ezilmiş ve gelenekler ile tahtı arasından kalmış şaşkın diktatöre güzel bir yenilgi vereceksin ki, tam o noktada kritik olan kimliğini açığa çıkarman!"

~ "Bunun işe yarayacağına nasıl güveniyorsun?"

Dias gülümseyerek kızıl dev'e baktı.

"Bu güven benden gelmiyor. Çevrene bak Ruby. Onlar sana güveniyor." Ruby için böylesi daha etkili olmuştu..

"Zaten buradan sonra, gerekli desteği arkamıza aldığımızdan ötürü ve bir önceki ilk maçta zafer elde ettiğimizden ötürü, sen bir müsabaka hakkı elde etmiş olacaksın. İşte burada şu Útdaging şeysini devreye sokacağız."

"Eh artık sen oradan sonrasını halledersin diye düşünüyorum. İşler sarpa sararsa direkt müdaheleye hazırım. Gerçi daha gerçek savaş deneyimim olmasa bile, en azından kuvvetim ile üstünlük sağlayabilirdim ki bu yedek planım."

~ "Merak etme Dias. Elimden geleni yapacağıma yemin ediyorum!"

"Biliyorum"

Dias, ne olur ne olmaz diye, daha önce gösteri için kullandığı çelik külçesini yanına almıştı. Gösteri boyunca, oturduğu yerden uzun mesafe müdehalelerde bulunabilmek için, çelik külçeyi hamur gibi yoğurup küçük bilyelere çevirmişti.

Yine de, bu planlar ve içinde bulundukları ortamın ciddiyeti yüzünden, Dias bir biraz huzursuzdu.

Kabul ediyorum, bu mantıksız. Başından beri bu fiziksel gücün nasıl var olabileceğine dair mantıklı tek bir açıklamam yoktu. Gerçi rahatsız da değildim, işime geliyordu... diye içinden geçirdi..

İntikam, İtibar, Yabancı...

Cengaverlere ayrılmış alanda pek fazla kadın yoktu. Bir iki tane farklı kabileden Jentilak kadını daha vardı o kadar. Gerçi Kızıl -Dias, Ruby'e ara sıra böyle sesleniyordu- pek umursamaz görünüyordu.. Müthiş odaklanmış bir şekilde yumruklarına bakıyor, fısıldayarak kendini motive etmeye çalışıyordu.

Dias'a göre kendisinin durumunda biri olsa herhalde gerginlikten çatlar diye düşünüyordu bir yandan da. Ancak pek sakindi, dahası henüz yeni geldiği bu dünya, onun için tamamen farklı bir eğlence sahasına dönüşmüştü. Hatalı bir düşünce bu, o da bunun farkındaydı. Belki bu tür bir umursamazlık onun başına ciddi dertler açabilirdi. Şimdilik pekâla tüm bunların keyfini çıkarabileceğini biliyordu.. Alıştığı "modern dünya" düzeninin burada olmayışı, sorumlu olduğu rutin sistem ya da yakasına yapışan yabancılık duygusunu burada hissetmiyordu.

Mutluydu belki de, ondan böyle çocuk gibiydi.. Eğer bu bir rüya ise, uyanmak çok koyacak bunun da farkındaydı..

"Garip duygular içerisindeyim."

~ "Bir şey mi söyledin Dias?"

"Hm? Hayır, düşünüyordum sadece.."

~ "Tamam."

O sırada Ruby, odaklanmış halde iken aklından geçenleri tahmin etmek zordu.

Dias'a göre eni konu olan biteni tahmin etmek zor değildi. Ona göre Ruby'nin aklından geçenler şunlar olmalıydı.

"Kesinlikle garip ve gizemli bir adam olduğumu düşünüyor olmalı.. Hiçbir karşılık beklemeden kendimi böylesi tehlikeli bir duruma sokuyorum. Bir yanı şüphelense de, tuhaf bir biçimde güveniyordu bana. Hem güven ilişkisi kurmak için vakti de yok zaten! Şu an en etkili biçimde durumu lehine çevirmek için benim gücümden faydalanmalı!"

Ruby düşünceler içerisinde boğuluyordu. O sırada Dias, başlamak üzere olan gösteriden zevk almaya odaklanmıştı. Her halükarda zamana ihtiyaçları vardı, ki zaten acele edemezlerdi.. Belirledikleri alanlarda yavaşça yerlerini almaya başlayanlar farkediliyordu. Şimdilik herkes anlaştıkleri koordinasyon üzerinden kalabalığa karışıyorlardı.

Diktatörün koltuğu sahaya bakan kuzey kısımda yüksek bir panelin üzerinde önceden yerleştirilmiş, haberciler ve ulaklar yüksek panele çıkıp yerlerini almışlardı. Nöbetçiler de bu sırada meydanın belirli noktalarına yerleşiyorlardı. Kalabalık yavaşça sessizliğe bürünüyordu. Havada gergin bir atmosfer vardı. Dias ve Ruby ile olsun olmasın; herkes, bu ülkede yaşayan her birey, artık bu geleneklerin değerini yitirip tamamen bir gösteriye dönüştüğünün bilincindeydi.

Cengaverlerin ve çağırıcıların bulunduğu ayrılmış alan nöbetçiler tarafından sarılmış, meydana giriş kısmında bir kordon oluşacak şekilde yanyana dizilmişlerdi. Dikkat çeken görünüme sahip bir tanesi, meydanın ortasına indi ve kalabalığı selamlayıp, küçük bir tanıtım konuşması yapmaya başladı.

O sırada Dias, Ruby ile beraber diğer yarışmacılarla birlikte oturuyordu. Ruby kristal sayesinde farklı bir görünüme sahip olduğundan kimsenin onu tanımıyor olabileceğini düşünüyorlardı. Ancak Dias, Jentilak devlerinin ilginç özellikleri olduğunu bilmiyordu. Oturdukları esnada, yanlarında ve arkalarında bulunanların bakışlarının üzerinde olduğunu farkedebiliyordu. Sesler kulağında fısıltıya dönüşmüştü. Neler olduğunu anlayamadan bir tanesi, üzerinee eğilip:

~ "Senin garip bir kokun var evlat. Yanındaki kadınla ne tür bir ilişkin olabilir ki?" diye sorunca, Dias foyasının ortaya çıkmasından korkup, Ruby'e doğru dönüp yaklaştı. Şimdilik çocuk rolünü sürdürmesi en mantıklısıydı.

Ruby'i kolundan çimdikleyip yardım etmesi için uyardı. Dias'a doğru dönüp, sessiz olmasınıı işaret etti. Eğer sesi duyulursa, kimliği ortaya çıkabilirdi. O esnada Ruby bir çözüm düşünmüş olacak ki;

~ "Senin de Lertali boku gibi bir kokun var, ancak biz şikayet etmiyoruz değil mi? Önüne dön ve işine bak!" diye herifi azarladı. Dias bir an gülecek gibi oldu ama arkasındaki güruhdan bir kaçı kahkahayı patlatınca, az önceki eleman bayağı bozuldu. Onlara ayrılan alanda kavga etmek kesinlikle yasak olduğundan, sessiz kalıp içine atmak zorundaydı.

Fakat, Dias'ı farkeden tek dev o değildi..

~ "Jentilak savaşçıları! Bu geleneksel büyük günü tekrarlamanın onuru ile hepinizi selamlıyorum. Ben Ridal, size cengaver ve çağırıcılarımızı tanıtmak ve kuralları aktarmak için buradayım. Bu özel günde, büyük liderimizin arzusuyla, bu alışıldık oyunu biraz daha heyecanlı bir hale getirme kararı verildi."

~ "Bildiğimiz üzere bir çağırıcı ve bir cengaver arasında girilen müsabakanın yerini, meydan okuyanlar arasındaki bir bahise dönüştüğünü açıklamaktan onur duyuyorum! Bu müsabakada siz seyircilerden her biri, kazandığı ilk maçtan sonra, herhangi birine meydan okuyabilecekler!"

Bu gelişme planlarımızı suya düşürecek lanet! Doğaçlama yapmak zorundayız!

Ruby tedirgin bir şekilde Dias'a dönüp, gözleriyle yalvarır gibi bakınca, durumun aslında göründüğü kadar kötü olmayabileceğini göstermek için, onun elini tutup sakin olmasını söyledi. Boynuna sarılıyormuş gibi yapıp, kulağına yaklaştım:

"Bu durumu lehimize çevirebiliriz Kızıl! Dövüşçülerin sayısının azalmasını bekle. Anladığım kadarıyla senin sıranı beklemene gerek yok artık ve kimse bir kadına meydan okumaz burada. İşte bu durumda sen gücünü korumalısın. Sayı azalınca, bir şeyler düşüneceğim. Merak etme.."

Ruby, bana sarılırken, güç alıyordu sanki. Gerçekten duygulanıyorum..

Ancak diktatör yerini aldığında, meydandaki temsilci kenara çekildi ve diktatör panelin üzerinden sahaya atlayarak beklenmedik bir gösteri sergilemiş oldu. Sesler Dias'ın kulağında yükseliyordu. Tehlikenin boyutunu anlamaması için aptal olması gerekirdi.

İşte bu hiç iyi olmadı..

Dias'a göre bu herif sandığından daha güçlü bir pozisyonda olmalı. İki ihtimal aklına geliyordu, ya Ruby'nin şehre girdiğinden haberi vardı yada -bunu düşünmek istemiyordu- bir hain ile karşı karşıyaydılar.

Diktatör, elindeki gürzü kalabalığa doğrultup, sırayla herkesi işaret ederek meydanda turladı. En sonunda meydanda savaşçıların olduğu kısıma doğru gürzünü yöneltip, yere bıraktı. Berbat bir gülümse ile onlara doğru bakıyordu. Dias başını yere eğdi, Ruby ise öfkesinden kuduruyordu.

Sakin olması için onu tutmaya çalışıyordu. Ancak o kadar kolay değildi.

~ "Bir cenvager arıyorum! Bir savaşçı, kendini bana ispatlayacak bir yiğit. Kendine güvenen buraya çıksın!" diye höykürüp, gürzü yere bıraktı ve iki adım geri çekildi.

Bu işte bir pislik olmalı. Bu kadar rahat davranması mantıklı değildi. Kendisi mi dövüşecekti? Ama tüm bir ülkeye meydan okuyacak kadar güçlü olamazdı..

O sırada Dias'ın aklına gelen şey canını sıkıyordu. Yavaş yavaş anladığı şey, o herifin onlardan zerre haberi yoktu ve gücünü kalabalığa ispatlama gayretinden başka bişey düşündüğü yoktu. Dias'a göre bu gerizekalının tek düşündüğü, kendi gücünü koruma arzusuydu. Ona karşı çıkmaya cesaret edecek kimse yoktu, olamazdı. Nedeni basit, adam bu ülkenin en güçlü pozisyonunda olan bir asalak. Güçlü olması değildi bu devleri korkutan, sonradan başına gelecekleri düşünüyorlardı herkes..

Dias adam için akıllı bir pislik diye düşündü.. Ruby'e döndü ve gülümsedi:

"Senin sıran Kızıl!"

Hiç düşünmeden ayağa fırladı ve sol yumruğu havaya kaldırıp, kalabalığı selamladı.

Diktatör bunu hesaba katmamış olacaktı ki, bayağı bir şaşırdığı yüzünden belli oluyordu.

O sırada Dias, kalabalığa doğru işareti gönderdi ve onları destekleyenlerin bir anda bağırıp, Ruby'i destekleyen sözlerle meydanı inletmeleri bir oldu.

Eee diktatör, bakalım gerçekten savaşabiliyor musun?

İki Yiğit Çıktı Meydane..

Koca bir lidere meydan okuyan kişinin, bir kadın olması ve üstüne üstelik onun cüsessinin yarısı kadar bile olmayışı; diktatörü oldukça kızdırmış olacak ki, yüzü görülmeye değerdi.

Kalabalığın bağırışları arasında, onu reddetmesi mümkün değildi. Savaşmak zorundaydı. Aptalca gururuna yenik düşüp, hata yaparsa, koltuk elden gidebilirdi. En nihayetinde, güçle gelen, güçle gider.

~ "Bir kadın? Bu ne ahlaksızlık? O halde, sana haddini bildirmeliyim, seni iffetsiz kadın!"

Dias'ın emin olduğu tek şey, Ruby'nin yıllarını paralı askerlik işinde harcaması ve önemli ölçüde deneyimi olmasıydı. Bu konuda ona güveniyordu. Ancak her ihtimale karşı, önceden hazırladığı yedek planını da bir köşede tutacaktı.

Cebinde, bilye haline getirdiği çelik külçeden parçaları avucuna almıştı. Bir tanesini şimdi kullanmak istiyordu. Bir yandan da gücünü hala test etmek istiyordu. Diktatörün kafasına doğru küçük olanı nişan alıp, hızlıca fırlattı.

Tam da alnının ortasına geldi ve Dias oldukça eğleniyordu. Bu duruma sinirlenen Diktatör, sağına soluna bakınıp, hırsla Ruby'e doğru saldırıya geçti. Eh onu ateşlemek için bu yeterli olmalıydı.

Dahası planın bu kadar kısalması da Dias'ın işine geliyordu.

Gürze doğru bir hamle yapan Diktatör, esasında Ruby kadar çevik değildi. Ruby, gürzü bir tekme ile sahanın kenarına itip, avantajı ortadan kaldırmıştı.

Duruşlarına bakarak, Ruby'nin daha deneyimli olduğu açıkca belli oluyordu. Diktatör saltanatını sürerken, eski görkemli günlerinin yerini hantal bir beden ve şişmiş bir göbek ile takas etmişe benziyordu.

Oldukça kısa sürecek bir dövüş gibi görünüyor..

Diktatör, Ruby'nin üzerine atlayıp, onu yakalamak için var gücüyle bir hamle yaptı, ancak o bu durumdan kolaylıkla sıyrılmıştı. Zaten onunla oynamak istediği her halinden belliydi. Bu işi hemen bitirmek istemiyor, ona acı çektirmek istediğini defalarca dile getirmişti. Böylesi bir fırsatı da yakaladığına göre, fareyle oynayan kedi gibi, onunla oynayabilirdi artık.

Diktatör, dengesini koruyarak, bir iki adım uzaklaştı ve duruşunu düzeltti. Kalabalık önündeki itibarını göz önünde bulundurmalıydı bir yandan da. Hepten deneyimsiz olmamalıydı. Eski zamanlarından feyz alıp, bir asker gibi dövüşmeye hazırlanıyordu. Ancak bilmediği şey şuydu; karşısında duran kişi, dalavereyle yerini aldığı dürüst liderin, intikam ile yanan canavar kızıydı.

Diktatörün sağ yumruğunun altından sıyrılan Kızıl, onun midesine esaslı bir kroşe indirmiş, yarım bir dönüş yaparak sağ yumruğun arkası ile herifin sağ böbreğine sağlam bir darbe indirmişti. Bu darbe ile Diktatör dengesini kaybedip, bir dizinin üstüne düşmüştü. Ancak hızlıca ayağa kalkıp, tekrar duruşunu düzeltmişti. Gözlerinden ateş çıkıyordu ve yavaşça çaresizlik bulutları etrafını sarıyordu.

Ruby'nin teknik dövüşü onu zorluyordu. Kızıl onu beklemeden, çapraz koşu ile ona soldan yaklaşıp, yerden yarım yükselerek, sağ dizi ile göğsüne çıkması ve sol dirseği herifin kafasının üstüne binmesi bir oldu. Ortalık yıkılıyor, seyirciler canhıraş bağırıyorlardı. İkinci darbe ile afallayan Diktatör, bir iki adım geri çekilip mesafesini korumaya çalışıyordu, ancak Kızıl mesafenin açılmasını engelliyordu.

Alttan, göğsüne ve midesine üç dört kısa yumruk çıkartıp, Diktatörün nefesini kesmeye odaklanmıştı.

O esnada Dias'da kritik yapıyordu. Ne de olsa çocukluğunda bir dönem yakın ödvüş sporları ilgilenmişti..

Dövüşlerde esas olan şey teknik olsa da, bunu destekleyecek oksijeni yeteri kadar almak zorundadır kişi. Bunun avantajının farkında olan dövüşçü deneyimli dövüşçüdür. Yani her usta bilir bunu.

Kıkırdayarak izlemeye devam etti..

Az önce tüm ülkeye meydan okuyan adam gitmiş, yerine köşeye sıkışmış zavallı bir hayvanın saldırgan tavırları gelmişti. Köşeye sıkışmış bir durumda, kendini savunmaya zorluyordu Kızıl onu. Bir yandan sahanın kenarına doğru itiyor, diğer yandan nefes almasına fırsat vermeden, kısa aralıklarla yumruklarını önemli bölgelere indiriyordu.

Sahanın kenarına doğru sıkıştırılan zavallı Diktatör, bir anda, sahayı kaplayan ahşap panellerden birine sıkıca tutunup, onu yerinden söktü, Kızıl'ın bunu farketmesi geç olunca, herif tüm gücüyle, Kızıl'ın boynuna bir darbe indirdi.

Rastgele bir vuruş ile rakibi ekarte eden bir darbenin avantajını kullanmaması aptallık olurdu elbette. Ancak bunun kurallara uygun olup olmadığını bir kenara bırakın, buna karşı çıkacak bir otoritenin olmaması bile büyük bir dejavantajdı şu durumda.

Ruby bu darbe ile geri kaçıp, kendini korumaya aldı. Diktatör ahşap parçayı kenara fırlatıp, daha önce kenara itilmiş gürzüne doğru hamle yaptı, gürze daha yakın olduğundan hemen eline almayı başardı.

O esnada Dias, kristalin durumunu düşünüyordu. İyi ki o darbe kristali parçalamamıştı..

Ruby, durumu lehine çevirmek için mesafesini korumaya çalışıyordu. Ancak diktatör silahını eline almanın getirdiği rahatlama ve kanlı suratında aptalca bir sırıtış ile Ruby'nin üstüne geliyordu.

Dias, Biraz müdahaleden zarara gelmez sanırım diye düşünüp, elindeki bilyelerden birini farkettirmeden Diktatöre atmayı düşündü, ancak adam bunu sezmiş olmalı ki, Kızıl sırtı Dias' dönük durumda, elini sırtına götürüp, karışma işareti verdi.

Tamam Kızıl nasıl istersen.. Dias geri çekildi.

Ruby tamamen kontrollü davranıyordu. Diktatör ise rahatlamış tavırlarıyla, aptallığını bir kez daha gözler önüne seriyordu.

Bu herif nasıl oldu da bu ülkeyi eline alabildi merak ediyordum.

Dövüş tüm hızıyla sürerken, derinden bir borazan sesi yükselip, ortalığı birbirine katmaya başlamıştı ki, Çevredekiler nedir bu diye düşünmeden, ortam bir anda sessizliğe gömülmüştü. Anlaşılan bir tür tehlike sinyaliydi bu.

Bu durumdan faydalanmak isteyen Diktatör, tüm bu dikkat dağınıklığını fırsat bilip Kızıl'a güçlü hamle yaparak, onu öldürmek amacıyla gürzünü savurmuş, ancak Ruby hemen karşılık vererek, sade bir omuz darbesi ile durumdan kaçınmıştı.

~ "Ne kadar çevik olursan ol yine de kurtulamayacaksın, kadın. Ya da Prenses mi demeliydim. Hahahaha!"

O esnada Dias'ın farketmediği şey, başına gelebilecek en kötü senaryonun kendisiydi. Sırtı Dias'a dönük olan Ruby'nin kristali dağılıp yere düşmüş, kimliği ortaya çıkmıştı. Borazan sesinin anlamı ortaya çıkmıştı. Bir yanda sahanın etrafını saran askeri birliklerin sesi, diğer yanda, kalabalığın şaşkın bakışları altında, Ruby ter içinde kalmış yüzü ile eski düşmanının karşısında öylece kalakalmıştı.

"Şerefsiz, hain!"

Tek söyleyebileceği bu olmuştu.

~ "Yakalayın şunu." Diktatör zevkten dört köşe bir halde, Ruby'e doğru gelen askeri kalabalık arasından sıyrılıp, kenara çekilmişti.

Artık müdahale zamanı geldi!

"Korkak! Bir kadından korkup kaçan birisi gerçek bir lider olamaz, ancak bir sahtekar olabilir!" diye var gücüyle ortalığı inletmişti Dias. Sesinin bu denli yüksek çıkacağını tahmin etmemişti. Bir anda herkes, askerler de dahil olmak üzere, durup birbirlerine bakınmışlardı.

Diktatör ise olduğu yere çakılı kalmıştı.

~ "Kim o! Çık ortaya sefil pislik! Seni paramparça edeceğim!"

"Kim olduğum önemli değil, sen kaçıyorsun, bu önemli! Erkek gibi başladığın işi bitir korkak" diye tekrar bağırdı.

Eh tabi Diktatör öfkeden deliye dönmüş şekilde höykürerek sahaya atladı ve askerlere geri çekilmelerini emretti. Dias ise şimdilik sesini kesip olduğu yere gömülmüştü. Ancak bulunduğu yerde, etrafında olan savaşçılar çoktan onu farketmişlerdi. Dias'ın farkettiği şey ise her biri onurlu olan bu Jentilak devleri, kesinlikle hikayelerdeki gibi barbar vahşiler değillerdi. Dias'ı farketmelerine rağmen, üstüne üstlük onlardan biri olmamasına rağmen yine de onu saklamışlardı. Onların arasından bağırışlarına bile müsaade etmişlerdi.

Dövüşün başında, Ruby'nin azarladığı dev Dias'a doğru eğilip söylediği şu sözler ile Dias'ın onlara tekrar saygı duymasına sebep olmuştu:

~ "Sen küçük insan, prensesimizin onuru için dövüşüyorsun! Bu bizim için yeter, kim olursan ol."

Dias'ın sırtına gülümseyerek dokunan savaşçının işareti ile diğerleri, aralarında görünmemesi için Dias'ın etrafını sardmaya başlamışlardı.

"Zalime yenilgi, korkaklığa hayır. Jentilak, onurludur! Jentilak gururludur! Jentilak savaşçıdır" diye tezahürat başlatan Dias, kısa sürede kalabalığa yayılan bir virüs gibi, herkesin buna katılmasıyla, meydanı saran askerlerin bile silahları ve kalkanları ile yere vurarak ritim tutmalarına sebep olmuştu. Herkes ayağa kalkmış, deli gibi tezahürata tutulmuşlardı.

~ "Eee Lider, erkek gibi dövüşmeye var mısın?"

Bu sözlerin ve ortamın bu denli aleyhine dönmesinin ardından, eli kolu bağlanan Diktatör, Ruby'i ezmek için, vahşi bir hayvan gibi saldırıya geçmiş, ancak her hamlesinden ustaca bir güzellikle kurtulan Ruby, onu kedinin fare ile oynadığı gibi sahada oynatıyordu.

~ "Seni daha önce öldürmediğim için bana yalvaracaksın, seni lanet piç kurusu!"

Ruby oldukça eğleniyor ve yıpratmaya yönelik dövüşüyordu.

Hmm. Oldukça iyi gidiyor

Artık bu durumu sonlandırmanın vakti geldi diye düşünen Dias, yanındaki savaşçılarla birlikte ayağa kalkıp, meydana doğru inip, iki dövüşçünün etrafını sararak, alanı daralttılar. Kısaca işi kafes dövüşüne çevirmeyi planlıyordular. Diktatör ortamın ağır baskısı altında eziliyor, Ruby tüm ustalığı ile parıldıyordu.

"Ruby, bitir artık" diye fısıldadı Dias. Aralarına bir kaç adım -dev adımı- mesafesi olmasına karşın onu duyduğuna emindi. Bir anda duruşunu dikleştirdi, ve iki yumruğunuda havaya kaldırıp:

~ "Jentilak'a Özgürlük!" diye var gücüyle bağırmasıyla, iki yumruğunu kavuşturup, Diktatörün kafasına indirmesi bir oldu. Bu ânı yavaş çekimde görebilen tek kişi Dias olmalıydı..

Salyaları ve birkaç kırık dişi ile birlikte pek hoş bir tablo çizen Diktatör ve vuruşunun etkisi ile ayakları yerden kesilmiş olan Kızıl.. Tam bir Rembrant tablosu gibiydiler. Kalabalık deli gibi tezahürat yapıyor, herkes çılgınlar gibi eğleniyordu.

Sanırım, bu kadar kısa süren bir devrim yoktur tarihte..

İlk Jentilak Dostu, İnsan!

Güneşin parıltısı var gücüyle şehrin üzerinden akarken, geçen iki günde bu şehrin ne kadar değiştiğine hala inanamıyordu Dias. Eski Diktatör zincire vurulmuş, yüksekçe bir kayanın üstünden sallanıyordu. Yardakçıları da onun gibi sallanıyorlardı. Şehir kendini toparlıyordu. Belki artık tarihlerinin onlar için yeterli bir ders olduğuna kanaat getirmişlerdi. Büyük bir değişimin arefesindeydiler. Ve Dias da arenanın ortasında bağdaş kurmuş, sonraki yolculuğunun planını çıkarıyordu.

Keşke bir kameram olsaydı diye düşünü hayıflandı.

~ "Her yerde seni aradım, haydi gel! Yemek zamanı, seni diğerleri ile tanıştıracağım."

"Ruby, anlaşmamış sona erdi. Ben artık yola devam edeyim."

~ "Daha değil, Dias Mannheim! Ben henüz sana bittiğini söylemedim!"

"Öyle olsun. Biraz turistik gezi yapmaktan zarar gelmez sanırım."

Öğle vaktini geçiyordu zaman. Meydanda kurulmuş devasa masaların etrafına toplanmış yüzlerce devin görüntüsü, görkemli bir hava yaratıyordu. Daha üç gün önceki havadan eser yoktu. Herkesin mutluluğu görülmeye değerdi. Masada en başta Ruby için ayrılmış olan koltuğun yanında Dias için ayırdıkları o devasa koltuk içinde, Dias gerçekten bir çocuk gibi duruyordu. Ona bakan herkes, gülüp sırtını sıvazlayıp yerine geçiyordu. Duruma alışmıştı, çok da zoruna gitmiyordu artık.

Ruby, koltuğa oturup, masanın başındaki kadehi eline aldı. Bir iki kez kadehi masaya vurup, herkesi dikkatini çekmeyi başarmıştı. Sessizliğin ardından tüm bakışlar Ruby'e yönelmişti. Tüm kalabalık, yüzlerinde bir sevinç edası ile eski sevgili liderlerinin kızına özlemle bakıyorlardı. Yavaşça ayağa kalktı:

~ "Sizlerin arasına dönmek, benim için en ulaşılmaz hayaldi."

Diğerlerinin bakışları görülmeye değerdi. Bazılarının gözleri dolmuş, en yüce savaşçılar bile küçük bir çocuk gibi dudaklarını büzüştürmüş, başlarını aşağı yukarı sallıyorlardı.

~ "Ancak, bu bir hayal olmaktan çıktı. Ve bunu, buradaki insan dostum Dias Mannheim sayesinde gerçekleştirdim!"

Herkes bir anda Dias' dönmüştü. Bazısı şaşkınlıklar, bazısı yadırgayarak, bazısı ise hayranlıkla bakıyordu. Tüm bu karışık duyguların arasından sıyrılmak oldukça zordu onun için. Sadece gülümsemekle yetinebilmişti.

~ "Dias Mannheim! Bana hayatımı ve sizlere de özgürlüğünü veren adamdır! Onun için, babamın onuru için ve sizlerin geleceği için, elimdeki bu kadehi kaldırıyorum!"

Dias, bu anlamlı sözlerin ardından, şehirde yayılan yıkıcı tezahüratın etkisiyle sersemlemiş bir halde gülümsüyordu. Gerçekten eski küçük, anlamsız hayatına nazaran, şu an olduğu yer onun için gerçekten ulaşılamazdı. Ancak, artık bunu değiştirmek için eline koca bir fırsat geçmişti ve o bunu kullanmaya kararlıydı..

Gün boyunca süren festival tadından eğlenceler, akşama kadar devam etti. Gece boyunca bu devlerin birbirleri ile olan münasebetleri sürdü. Gece yarısını geçiyordu. Dias ise, yüksekçe bir kayanın üstüne bağdaş kurmuş oturuyordu. Gökyüzünü süsleyen iki farklı renkte aylara dalmış, yeni hayatını düşünüyordu.

~ "Dias Mannheim!"

Ona seslenen kızıl bir dev vardı. Ona dönüp, göz göze geldiklerinde, eskiden gözlerinde olan o hüzünlü bakışın yerini alan bir umut ışığı vardı. Birbirlerine gülümseyerek bakıştılar.

~ "Teşekkür ederim."

"Söz verdiğim gibi.."

~ "Gidiyorsun sanırım? Kalmanı istiyorum, sana burada bir hayat verebilirim ve beraber harika bir dostluk yaşayabiliriz!"

"Ruby, bu dünya kocaman. Ve ben onun daha küçücük bir kısmını görebildim. Anlıyorsun değil mi?"

Anlıyordu elbette. Ancak Dias'ın Ithaso'dan sonra ikinci bir görev olarak baktığı bu şey, bir arkadaşlığa dönüşmüştü. Belki de bu dünyadaki ilk dostu olabilirdi. Fakat, koskoca bir dünya onu çağırıyordu. Her yerden sesler ona ulaşıyor, tarif edilemez bir davet çağrısı gibi, onu çağırıyorlardı. Bu seslerin nereden geldiklerini bulmalıydı. Bunu görev olarak değil, merakından yapıyordu tabii.

Dias aşağı atladı. Ruby onun yanına gelip, dizlerinin üstüne çöktü ve başını eğip:

~ "Sen, Dias Mannheim; bana verdiğin şey, benim için çok büyük. Bunun için sana sadakatimi ve hayatımı emanet ediyorum. Lütfen kabul et!"

Oha! Buna hiç gerek yoktu. Zaten ödememi almıştım, hem de fazlasıyla. diye düşündü şaşkınlıkla.

"Ruby, bu sadece bir arkadaşın yardımı. Bu kadarı çok fazla.."

~ "Öyle diyorsun ancak, sen henüz neler yapabileceğini bilmiyorsun. Adın her yere yayılmaya başlayacak, insanlar, jentilaklar ve diğerleri seni tanıyacak. Gittiğin her yerde yaptıkların karşına çıkacak."

"Kahraman olmaya çalışmıyorum, sadece yardım etmek istiyorum" diyerek güldü.

~ "O zaman, beni artık bir dostun olarak gör Dias Mannheim."

"Herzaman!"

Sessizleştiler. Bu belkide, Dias için rüyalarında göreceği bir şey iken, bir anda bu yeni dünyada gerçeğe dönüyordu.

"Tekrar görüşmek üzere, Kızıl"

~ "Tekrar görüşmek üzere Dias Mannheim!"