Skip to content

Erdem Arslan

Bölüm 06

10 min read

Teşekkürler

Dias, Ruby ile bir iş antlaşması yaptı. Henüz antlaşmalarını sözlü ve ücreti sonradan alınmak üzere yapıyordu. Daha sonra bunu resmileştirebileceğini biliyordu. Sonraları Ruby ile sohbetleri sırasında ona zaten bunun kurumlaşmış bir yapısı olduğundan bahsetti. Sintrum diye bilinen bir resmi devlet kurumu..

Belki bir ara onlardan birine gidip kayıt olmalıyım.

Aynı ortaçağ ticaret loncası mantığı, Dias tarih derslerini pek dinlememiş olsa da, müfredat dışı araştırmaları sayesinde bir iki şey biliyordu.

Antlaşmalaraı gereği o müşterisi olan kişinin isteklerini mantık çerçevesinde olmak kaydıyla kabul ediyordu. Ücretini en son iş bittikten sonra tartışıyorlardı. Bu saate kadar böyle geldiğinden, böyle devam etmeyi tercih ediyordu.

Ruby ile şartlı antlaşma yaptılar. Dias onun çekicini parçaladığı için ücrette indirim yapacaktı. Şartları ise şunlardı:

  1. Tehlikeli bir durum ortaya çıktığında, olayı ölüme sebebiyet vermeyecek şekilde çözmeliydi.
  2. Onu; her ne pahasına olursa olsun, haksız duruma düşmekten alıkoymalıydı.
  3. Bazı anlatamayacağı şeyler vardı ve onları asla sormayacaktı.

Düz bakıldığında çok fazla birşey değiller. Ancak, bildiğin arabuluculuk ile koruma görevi arası birşey. Dias bunları kabul ettiğini söyleyince, Ruby'nin sevinci yüzüne yansıdı. Garip doğası gereği, duygularını pek fazla yansıtamıyordu. Önemli değil. Şu andan itibaren Jentilak ülkesi Lesaka'ya doğru bir yolculuğa çıkıyorlardı.

Ruby, kendisinin en az Rokka kadar dayanıklı olduğundan bahsetti ve çölü yürüyerek aşabileceğini söyledi. Dias ise Rokka ile seyahat etmeyi ve gücünü korumayı tercih ettiğini söyledi.

~ "Hahahaha. Komik adamsın Dias! Senin gibi biri yorulabilir mi?"

Elbette yorulurum. Ayrıca ben tembel bir insanım. Oturmak en büyük hobimdi geçmiş yaşantımda. Ayrıca hiçbir hayvanın sırtında seyahat etmemiştim. Rokka'mı seviyorum!

"Bazı beklenmedik durumlar için gücümü korumam gerek, anlarsın ya."

Anlamadı..

Bir günlük, uzun ve yorucu bir yolculuk olacaktı. Ruby, gece kamp kuracakları bir alan bildiğini, zaten geceden sonra çölün doğu kıyısına ulaşacaklarını söyleyince Dias rahat bir nefes aldı.. Bu berbat kum denizinden bir an önce çıkmak istiyordu artık.

Kamp yerine ulaştıklarında çoktan karanlık çökmüştü. Yol boyu pek sohbet etmediler. Ruby ise gayet heyecanlıydı. Sanki aradığı şeyi sonunda bulmuş gibi bir sevinci vardı. Tabii ki bu sevincin kaynağı Dias'dı ve bu onu biraz rahatsız etmiyor da değildi. Konunun detaylarını sormamıştı, zaten Ruby vardıklarında anlatacağını söylemişti. Dias ise böylesi profesyonel bir antlaşmayı ile defa yapıyordu ve biraz gergindi. Ya başarısız olursaydı? Bu fikir içten içe onu rahatsız etmeye başlamıştı.

Kamp ateşi yakıp, çevresinde oturmaya başladıklarında, Ruby hemen ileride bulunan kayaya sırtını yaslamış belindeki kuşaktan çıkardığı bıçağı ile -bildiğin pala boyunda ama ona göre bıçak- önceden bulduğu düz bir tahta parçasını yontuyordu. Demesine göre, kum zeminde yatarlarsa, gece yırtıcıları için av olurlarmış. O da onlara karşı hazırlanıyormuş.

Dias bir süre, ateşin yanında oturmak istiyordu. Olan biteni anlayıp analiz etmeliydi. Sonuçta eski alışkanlıkları ile yenileri arasında bocalamak istemiyordu. Yeni olduğu kişiye adapte olması zor olmuştu ama alışmıştı.

Ruby ise elindeki küçük mızrağı bitirip Dias'a geldi. Ruby'nin artık ona güveniyor olduğunu düşünüyordu. Bu iyi birşey. Ateşin yanında, tam yanına bağdaş kurup oturdu. Dias bunca zaman sonra bile hala onun görüntüsüne alışabilmiş değili. İki katı büyüklüğünde kızıl bir dev, kibar ve hüzünlü gözler, acıyla dolu bir gülümseme ve yaralarla dolu bir beden. Tüm bunların dışında, sanki içinde kaybolmuş küçük bir kız çocuğu vardı. Galiba ona yardım etme isteği bundan ötürüydü. Babasını arayan kayıp bir kız çocuğu.

İçim yine dolup taşıyor...

~ "Dias, bilmen gereken şeyler var. Lesaka'ya vardığımızda karşılacağımız zorluklar hakkında seni uyarmalıyım.." diye söze girdi. Dias tüm bunları iyi kötü tahmin edebiliyordu. Elini kaldırıp, gülümseyerek sus işareti yaptı.

"Ruby, ne ile karşılacağımın gayet iyi farkındayım. Senin yaşadığını tahmin ettiğim şeylere ve bana ortaya koyduğun şartlara bakıyorum da, bu bir intikam arayışından daha çok, kayıp bir adaleti yerine getirme."

"Ve ben bu konuda sonuna kadar arkandayım. Bana birşey söylemene gerek yok. Seni bir müşteriden çok bir arkadaş olarak görmeyi tercih ediyorum artık."

Dias'ın bu sözleri onda soğuk duş etkisi yaratmıştı. Dias'a göre Ruby, uzun süredir yalnızdı. Başını önüne eğdi, biraz tebessüm ile karışık dudakları büzüşmüş bir halde, gözlerinde biriken gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu. Boğuk bir ses tonuyla, tek söyleyebildiği şey ise;

~ "Teşekkür ederim..."

Dias gülümseyerek ona baktı. Bu onun için yeterliydi ve bu antlaşma için o ödemesini baştan böyle almıştı..

Devler arenası Lesaka!

Uzun ve yorucu bir yolculuk daha bitmek üzereydi. İkinci günün sabahında Lesaka önlerinde belirmişti. Dışarıdan bakıldığında antik bir kale şehri görünümündeydi. Muazzam yükseklikteki harabe duvarları ve dağların yamacına doğru uzanan devasa yapıları net olarak görülebiliyordu. İnsan şehirlerinden farklı olarak bu ülke çok da büyük değildi. Daha ilkel bir yaşam tarzı vardı. Ancak görünüşe bakıp yargılamak hatasına düşmek aptallık olurdu.

Harabe durumdaki surlara yaklaştıkça, yüksekliğini tahmin etmek git gide zorlaşıyordu. Bunlara bakınca insan olarak tedirgin olmaya başlayabilirdiniz. Her nasılsa Dias'ın beklediği karşılama yoktu. En azından kapıda bir iki asker olur diye tahmin etmişti ancak kimse yoktu.

~ "Dias, bundan sonrası biraz tehlikeli olabilir. Normal şartlar altında buradan sürgün cezası ile ayrıldım. Tekrar içeri girmek biraz sorun yaratacaktır. Ama beklediğim gibi ise bugün o şerefsizin soyunun kutlaması yapılıyor olmalı."

"Soy kutlaması da nedir?" garip geleneklerden biri daha. Başımıza bela almasak bari diye düşündü Dias.

~ "Jentilak'lar her yıl, onları yöneten kişinin selameti için, teşekkür mahiyetinde bir tür ziyafet hazırlarlar. Eskiden bu onurlu savaşçılar için verilirdi. Ama artık tamamen yönetenin keyfine yönelik olarak değişti."

"Anlıyorum"

Zorba, egoist bir lider olsa gerek şu Şerefsiz?

~ "Daha rahat girebiliriz. En azından hala aramın iyi olduğu kişiler var. Onlara haber göndermeliyim."

Yüksek surların önünde durdular. Girişten içeri göz atıp, yavaşça girdiler. Görünürde kimseler yoktu. Ta ki Dias'ın tam arkasında yükselen bir gölge:

~ "Durun! Siz kimsiniz?"

~ "Naer, benim. Tanımadın mı?"

~ "Ruby? Buraya giremezsin, başına bela almak mı istiyorsun? Hem bu böceği de yanında getirmişsin! Kanunlarımızı hiçe sayıyorsun, git buradan!"

~ "Biraz saygılı davran! Biz çocukluk arkadaşıyız, değil mi? O kişiye güveniyorum, sen de bana güven lütfen"

~ "Lanet aptal! Neden geldin ki buraya?"

~ "Yarım kalan işimi bitirmek için tabi ki!"

~ "Yine mi aynı konu? Bu sefer canlı çıkamayacağını biliyorsun değil mi?"

Bu konuşma devam ettikçe, Dias kendisini gerçekten yabancı bir böcek gibi hissetmeye başlamıştı. İki yanında devasa varlıklar ve konu hakkında zerre fikri de yok!

Sonunda bu asker ikna olmuş gibiydi. Onlara beklemelerini söyleyip, hızlıca yanlarından ayrıldı. Ruby'nin haber vermek istediği kişiye gidiyordu. Bundan sonra neler olacağına dair plan yapmalıydılar artık..

Yetişkinler arasında kalmış küçük bir çocuk gibi, kendini kötü hissetmeye başlamıştı Dias. Yine de Ruby ona destek oluyordu. Şehri ve insanlarını anlatıyor, anlatırken yüzü gülüyordu.

Evine bağlı biri..

Bazı insanlar kök salabiliyorlar. Oldukları yerde büyüyebiliyor, derinlere doğru uzanabiliyorlar. Anılar ve hikayeler birikiyor zamanla yapraklarında.

Bazı insanlarsa, rüzgarlar gibiler. Dünyayı dolaşıyor, topluyor, biriktiriyor ve başka yerlere taşıyorlar. Bir yerde kalamıyor, oraya ait olamıyorlardı.

Ve bazı insanlar ise, nehir gibiler. Bir yerden bir yere amaçları için gidiyor, bunu başarıyor ve bitiyorlar. O kadar ile yaşıyorlar. Taşıdıkları deneyimlerini, gittikleri yere götürüyorlar, kah yolda bir kıyıya bırakıyorlar, kah sonuna kadar götürüyorlar.

Tüm bunlar Dias'ın aklından geçip gidiyorlarken, Ruby ile varmaları gereken yere ulaşmış, ona göre epey büyük olan bir kapıdan, oldukça geniş olan bir salona geçmişlerdi. Ruby Dias'ı saklayabilmek için, bir tür çocuk elbisesi vermişti ona. Giyerken epey zoruna gitmişti ama şimdilik mecbur olduğundan sesini çıkartmadı.

Ruby, Dias'ın elinden tuttu ve onu gidecekleri yere doğru götürüyordu. Şimdilik çocuk rolünde devam etmek zorundaydı. Ruby'nin söylediğine göre; Jentilak ırkı, tanımadıkları kişilere karşı pek hoşgörülü değillermiş. Henüz neden buraya geldikleri hakkında bir bilgisi olmasa da sesler Dias'a bir çok şey söylemişlerdi bu süreçte..

Onca savaşçı arasında yükselen yalnızlık ve acı görmezden geliniyor, daha güçlü olmak için herhangi birini bile ezmeye hazır vahşi bir ekosistem devam ettiriliyordu. Tüm bunları severek yaptıkları şüpheliydi. Çoğu devin yüzüne baktığınızda görülen kızgınlık, aslında herşeyi anlatıyordu. Bu ülkede mutluluk ellerinden alınmış, bir çok vahşet bağımlısı kölenin dövüş arenası gibi!

Tanrım, nasıl olur da böyle bir yaşamı devam ettirebilirler?

Düşünceler Dias'ın aklını kurcalıyorken, savaşın alıp götürdüklerine gözleri takıldı. İçeriden bakınca, bu şehir ilkel bir harabeden ziyade, daha çok bir arenayı andırıyordu. Dahası ortalıkta pek kadın ve çocuk da görülmüyordu. Elbette.. Dias nasıl olur da burada yaşabilirler diye düşünürken, hemen önünden geçtikleri dar bir girişin ardında bulunan avluda, çocukların ellerinde tahta silahlarla, vahşi bir eğitime tutulduklarını görünce, içindeki umursamaz adam alevlenmeye başlamıştı.

Ancak, şimdilik kayıtsız kalmak zorundaydı..

Bu dünya, evet bu dünyanın değişmesi gerek!

Planlar..

~ "Ruby! Seni aptal, buraya gelmekle hata ettin." bu paçavralar içerisinde yaşlı dev onalrı sessizce azarlamaktaydı.

~ "Bu sefer çözümü de yanımda getirdim!"

~ "Ne çözümünden bahsediyorsun sen? Eğer yanındaki yerden bitmenin sözlerine kandıysan, hemen burada ezerim onu!"

~ "Hey hey, sakin ol amca bey.. Karşındakini dinlemelisin önce.."

Dias'ın Ruby'de fark ettiği şey, aslında ne kadar duygusal biri olduğu ve bunu ustaca gizleyebildiğiydi. Ancak karşı tarafta ikna etmeye çalıştığı moruk, pek arkadaş canlısı değildi ve bayağı korkmuş görünüyordu. Dias'ın içinde kötü bir his büyüyor, sesler adeta çığlıklara dönüşüyordu. İçinde oldukları bu devasa vahşet arenasında birşeyler olduğundan ters gidiyordu.

Artık ciddi olması gerektiğine kanaat getirip kendini topladı, yoksa bu çukurdan sağ çıkamayabilirlerdi!

~ "Ruby! Söyleyeceğini söyle ve çabuk defolup gidin buradan!"

~ "En azından dinlediğin için teşekkür ederim." Hikayenin bu kısmını biliyorsunuz. Dias ile tanışması, tanık olduğu güç ve alışılmışın dışında çözüm yöntemlerinin nasıl mükemmel sonuçlar verdiğine dair uzun bir konuşma yaptılar. Dias konuşmanın bazı kısımlarında ağır derecede sorgulandı. Ona bakan gözler adeta delip geçiyordu. Buradaki hiç kimse onun bunları başarabileceğine inanmıyor, üstüne üstlük bir şekilde Ruby'nin aklını karıştırmış olabileceğinden bile şüpheleniyorlardı. Eh artık buna bir son vermenin vakti geldi de geçiyor diye iç geçirip:

"Bir dakika beni dinlerseniz, daha iyi olacak.."

~ "Sen sus insan!" diye moruğun yanında bulunan -kalfa olsa gerek- Dias'ın üstüne yürümeye çalışınca, yavaşça ayağa kalktı ve hemen yanındaki metal külçesini eline aldı.

"Sanırım bir sunum yapmalıyım.." gülümseyerek metal külçesini elinde sıkmaya başladı. Bu hareketiyle her bir dev ona dikkat kesilmişti.

~ "Ne yaptığını sanıyorsun avanak? Senin gibi basit bir insan böyle bir çeliğe ne yapabilir ki?"

Dias gücünü avucunda odaklayıp, derin bir nefes aldı, sonuçtan emin olmasa bile en azından özgüveni tamdı. Geçmişte Ruby'nin çekici elinde tuzla buz olduğundan bu durum daha kolay olmalıydı. Elini yavaşça sıkmaya başladığında, metalden ezilme sesleri gelmeye başlayınca, herkesin çenesi yere değmişti. Bu sahne Dias'ı oldukça eğlendiriyordu. Zaten sandığı kadar da zor çıkmadı.

Düşündüğümden daha yumuşakmış yada ben güçlüyüm. Bilmiyorum..

~ "Ooooooo Hahahahah! Tamam bırakabilrsin, ikna oldum! Seni lanet bücür..." Moruk bayağı eğlenmişti bu gösteriden. İki eliyle Dias'ı kavradı ve kendine doğru çekti.

~ "Adını söyle yabancı!"

"Dias.. Dias Mannheim. Gezgin Problem Çözücü. Bendeniz, hizmetlerimi sunmaya geldim."

~ "Bir şeyi açıklığa kavuşturmama izin ver Dias Manheim. Seninde dikkat etmiş olacağın gibi, bu ülkede herşey güç yoluyla çözülüyor olsa da, şu an konumuz tümüyle güç ile çözülemez. Peki bunun için bir çözümün var mı?"

Kesinlikle! Şehirdeki küçük turumuzda, görebildiğim herşeye dikkat etme şansım olmuştu. Başarılı bir çözüm üretebilmek adına bu moruktan olabildiğince bilgi almalıydım. Gelenekler, baskın kültler, hatta mitoloji bile gerekliydi. Zaman olsaydı küçük bir araştırma yapmak isterdim. Ancak şimdilik elimdeki bulgular ile bir çözüm üretmeliydim.

"Sizlerin yardımı gerekli.."

Bu söz herkesin üzerinde soğuk bir duş etkisi yarattı. Belli ki kimse bu topun altına girmek istemiyordu.

"Merak etmeyin kimsenin başını belaya sokmayacağım" diye de ekledi. Rahatladıkları yüzlerinden belli oluyordu. Yarattığı etkiyi sürdürmeliydi artık.

"Lesaka'nın tarihi, gelenekleri, yasaları ve kuralları hakkında detaylı bilgilere ihtiyacım olacak."

~ "Anlıyorum, ancak bunlarla ne yapacağını anlamadım" az önce üstüne yürüyen kalfa şimdi bunları söylüyordu. Anlaşılan yardım etmeye istekli. Evet bu herif işime yarabilir diye düşündü..

"Bir ülke sadece bireylerden oluşmaz, onu yaratan faktörler vardır. Ve bu faktörler, ne kadar güçlü olursan ol, değişmesi, yıkılması veya karşı gelinmesi epey imkansız şeylerdir değil mi?"

~ "Evet bizlerin bağlı olduğu böyle geleneklerimiz var. Ancak ne işine yarayacak ki?"

"Değişir.." Dias'ın yüzünde istemsiz bir gülümseme yayıldı. Tabii ki herkes dikkat kesilmişken, bıraktığı izlenim tedirgin ediciydi. ancak Ruby bu durumdan oldukça hoşnuttu.

Müşteri önce gelir ne de olsa! Hahaha..

Dias o moruk ve kalfasından uzun bir tarih dersi aldı. Bu konular için isterse danışabileceği bazı yaşlılar olduğunu, ancak ona bunları anlatacaklarından emin olmadıklarını da söylediler. Dias ise tüm bu konuşmalardan, çoktan işine yarayacak bir tane antik gelenek bulmuştu bile!

Útdaging. Kısaca meydan okuma olarak biliniyor. Savaşçı yada lider onuruna yapılan festivallerde, çağırıcı ve cengaveri meydana çıkar, ardından istediği çağırıcıya kendi cengaverinin daha güçlü olduğu takdiri ile meydan okur. Sonraki aşamada çağırıcılar -gerekli ise- arenada karşılaşabilirler. Yenilen cengaverler, yenildikleri kişiye bağlılık yemini ederler. Böylece cengaver çağırıcı olma şerefini elde eder. İlk etapta çocuk oyunu gibi dursa da, yenilen çağırıcı da yenildiği çağırıcıya bağlılık yemini etmek zorunda kalır. Birbirini öldürmek yasak, dışarıdan müdehale yasak. Hile yasak. Aksi takdirde onurun elinden alınır ve sürgüne yollanırsın. Basit ama etkili bir yol.

Dias yabancı olduğu için, Ruby'de sürgün olduğu için çağırıcı olamazlardı.. Bu sürgün olayı bayağı can sıkıcı oldu onlar için. Ancak çevresindekiler ona herşeyi anlatırken, Ruby malesef sessiz kalmıştı. Zaten en başta onunla antlaşma yaparken Dias'a sormamasını şart koştuğundan ona karışamıyordu.

"Ruby, biliyorum antlaşmamız gereği sana soru soramam. Ancak planın düzgün işlemesi için bana yardım etmek zorundasın. En azından kim ile karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyiz."

Sürgün Prenses...

~ "... Afedersin." yavaşça olduğu yerden kalkıp Dias'ın yanına geldi. Diğer herkes yüzünü başka yere çevirmişti. Dias ne oluyor ulan diye düşünürken;

~ "Dias, babam bu ülkenin eski lordu ve ben de onun, Útdaging sonrası sürgün edilmiş kızıyım."

Dias böyle birşeyi az çok bekliyordu. Ancak beklediği gibi iyi karşılayamazdı. Ruby gözleri dolmuş, başını tavana dikmiş, yumruklarını dizlerine bastırıyordu. Dias onun neler yaşadığını ancak tahmin edebilirdi. Diğer herkes sürgün prensesi için endişeliydi. Neden buraya geldiklerinde böyle tepki verdiklerini şimdi anlıyordu. Sürgün de olsa, onlar prenseslerinin zarar görmesini istemiyorlardı.

Kalpsiz bir düşünce belki ama bu Dias'ın planı için mükemmeldi. Eğer tahmin ettiği gibi ülkede hala onun tarafında olanlar varsa, başlatacağı hareket beklediğinden daha etkili olacaktır.

"Geldiğim yerde eğlenceli bir söz vardır:

"İktidarın amacı sürekli iktidar olmaktır. Bu çaba ona çoğu zaman sorun çözme görevini unutturur."

~ "Anlayamadım, Dias Mannheim" anlayamayan sadece moruk değil, odada bulunan kimse espriyi anlamamıştı.

"Kısaca, sizin kadim gelenekleriniz, sürgün prenses ve benim planım sayesinde bugün, bu ülkenin lideri olan kişi, göz ardı ettiği ve elinde tuttuğu arasında kalarak yok olacak!"

Hala anlamamışlardır. Sorun yok, sadece bu konuşmayı yapan kişiyi takip etmeleri gerektiğinin farkındalardı. Detaylı şekilde planı onlara açıkladı. Kritik anlarda yapılması gerekenler için güvenebilecekleri insanlara ihtiyaçları olacaktı. Bu iş için gönüllü bayağı kişi vardı. Bu devler gerçekten de prenseslerini seviyordu. Bu ülke, Dias'ın düşündüğü gibi bir yer olmayabilir ve Ruby'nin de söylediği gibi gerçekten kurban olabilirlerdi.

Galiba bir devrim başlatmak üzereydim.. Gerçi her zaman bir tiran devirmek istemiştim..

Festival tüm hızıyla sürüyordu. Her sokakta askerler dolaşıyor, arenada boy gösterecek savaşçılar meydanda toparlanmış hazırlanıyorlardı. Ödüllü bir yarışma vardı. Bu yarışma ilk etap için önemliydi. Ruby kimliğini gizli tutup katılacaktı. Yarışma kuralları gereği kimliğini gizleyemezdin. Ancak Dias'ın şansına bu devlerin işe yarar bir kaç kristali vardı. Ruby'nin yüzünü gizleyecek bir kristal vardı. Ve o da sanki onun çocuğuymuş gibi yanında kalacaktı.

Yarın güneş doğduktan sonra ilk karşılaşmalar başlayacaktı. Herkes oldukça gergin, Ruby ise kendisini kaldıkları moruğun evinde odaya kapatmış, dua ediyordu. Babasının intikamını alacağı için bayağı heyecanlı ve gergindi.

Bu arada dev yemeklerini pek beğenmemişti Dias, hiç damak tadına uygun değiller. Kaşıklar, kürek boyutunda olunca, yemesi de zor oluyor tabii..

Güneş doğmuş, devler çoktan meydanda itiş kakış yerlerini almışlardı. Ne heyecan ama! Herkes bugünü bekliyordu. Çünkü gece boyunca, prenses taraftarlarından yerlerini almalarını istemişlerdi. Hepsi karşı çıkmadan kabul etti. Dias, bu kalabalık sayesinde planın ikinci etabını işleme koyabilirdi.

Moruk, Ruby'e görünümünün değişmesini sağlayacak kristali verdi. Boynuna kolye olarak takması ve dövüş bitene kadar dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Yakınında tutmalıydı aksi halde kim olduğu ortaya çıkabilirdi. Bu ise hiç iyi olmazdı onlar için.

Meydana doğru yol almak için moruğun evinden ayrıldılar. Farklı bir kabileden, festivale katılmak üzere geldiklerini söyleyecektiler. Bu ise kapıda karşılaştıkları askerin yardımıyla daha kolay olacaktı.

Arenaya yaklaştıklarında bir tür kayıt masası kurulmuş olduğunu gördüler. Naer, onlara refakat ediyordu. Yabancı kabileden geldikleri ve dövüşe katılmak istediklerini söyledi. Gerekli ücreti ödeyip, yerlerine geçtiler. Kurallar gereği dövüşçünün, arenanın kuzey tarafında ayrılmış bulunan alanda kalması gerekiyordu. Ancak Ruby, oğlunun -Dias oluyor- kendisi ile beraber gelmesi gerektiğinde diretince ki bu biraz sıkıntı olabilirdi, kayıttan sorumlu herif onlarla uğraşmamak için izin verdi.

Dövüşçülerin alanına doğru geçtiler. Arenanın etrafından dolaşırken, bazı devlerin onlara küçümser bakışlarını farketti Dias. Kadınlarına karşı bu kadar önyargılı bir toplum içinde hareket etmek oldukça zordu.

Ruby ise Dias'ın elinden sıkıca tutmuş, küçük bir kız çocuğu gibi gergin ve umut doluydu.

"Sana güveniyorum kızıl." diye fısıldadı.

Bakışları görülmeye değer.


  • Útdaging: Meydan Okuma. Bir müsabaka için iki kişi arasında olması gereken karşılaşma..