Skip to content

Erdem Arslan

Bölüm 04

10 min read

Sanat toplum içindir!

"Sessizce yanıma geliyorsun ve kendini tanıtmadan beni sorguluyorsun? İyi taşak varmış sende cüce"

~ "İlk olarak bir cüce değilim ben, Laminak ırkındanım. Siz insanların egosu yüksek sadece. İkincisi, buraya geldiğinden beri, hemen arkandaki kayalık altındaki mağarada oturuyordum. Ateşini yakıp, balıkları çiğnerken seni gözleyen numenlerin sana saldırmaması bayağı ilginç oldu. Son olarak buraya gelip babanın çiftliği gibi yayılan sensin. Daha nereye geldiğini, kimin bölgesinde olduğunu bilmiyorsun? Ayrıca benim balıklarımı yiyorsun. Neyse ki arkadaş canlısıyım."

Çalılıklarda beliren bu cüce öyle kibarca lafı sokuşturunca Dias bir an sakinleşti. Ancak nispeten bu cücenin söylediği gibi olsa da, onu herhangi bir şey için suçlayamazdı...

"Sevgili arkadaş canlısı, öncelikle ben buralara yabancıyım. Bu bölge hakkında herhangi bir bilgim yok ve yakın zamanda soyuldum. Üstelik bir numen tarafından ele geçiriliyordum, zor kurtarıldım. Burada biraz dinleniyordum o kadar. Ayrıca senin balıkların olduğunu belirten bir işaret görmedim. Dolayısıyla beni herhangi birşey için suçlayamazsın!"

Külliyen yalan! Pöh, iyice zıvanadan çıkmadan buradan uzaklaşmam gerek.

~ "Wahahaha! O zaman afiyet olsun yabancı. Yardıma ihtiyacın var gibi duruyorsun. Sana karşılığını vermen koşuluyla yardım edebilirim."

"Ne tür bir karşılık bekliyorsun? Söylediğim gibi, hiçbir şeyim yok!"

~ "Bir gezginsin değil mi? Her zaman bir karşılık vardır. Haydi, benimle gel.. Wahahaha"

Eğer tehlike sezersem, ezerim seni cüce!

Dias cücenin peşine takıldı. Çoğu şeyi tek başına da yapabilirdi, ancak bir iki -en azından faydalı- arkadaş edinse daha iyi olacağını düşündü. Pek zarar vermek ister gibi hali de yoktu bu cücenin. Cücenin bahsettiği kayalığa doğru yöneldiler. Son bir kaç saattir burada olmasına rağmen, Dias, bu kayalığın altından bir mağaraya girildiğini yeni farketmişti.

Mağaranın girişi daha çok bir kuyu ağzı gibiydi.

"Sen burada mı yaşıyorsun şimdi?"

~ "Biz laminaklar yeryüzünün altında yaşarız. Uzun hikayeler ve can sıkıcı masalları geçiyorum, sebebi siz insanlar yüzünden."

"İnsanlar diyorsun ama benim kim olduğumu henüz bilmiyorsun."

~ "Hahaha.. Evet bilmiyorum. Ama beni gördüğünde verdiğin tepki diğer insanlardan farklı. Bu benim için şimdilik yeter."

"Peki diğerleri bu işe ne der?"

~ "Diğerleri? Ha beraber yaşadığım diğer laminakları kastediyorsan, burası benim evim değil. Sadece gölde balık yetiştiriyorum ve hasat zamanı burada kalıyorum."

Dias'a göre mantıklı bir durum olduğu aşikar. Bu cüce bayağı bir sistem oturtmuş olmalı.. Hala minyatür bir adamın tok sesi ve kaba saba hareketlerine alışamasa da, iyi huylu biri olduğu aşikar.

"İnsanlar ile pek iyi geçinemiyorsunuz anlaşılan."

~ "Hahah. Gezgin dostum sen oldukça yabancısın bu dünyaya galiba. İnsanlar, kendinden olmayan herşeye düşman varlıklar. Bir zamanlar onlarla beraber yaşıyorduk. Ancak Fjochtsjen dönemi bitince, ayrıldık. Onların söylemiyle herkes ait olduğu yere döndü,."

"Ah.. O konuda.. Evet daha önce de söylediğim gibi, kötü şeyler yaşadım bu yerde. Geldiğime pişman oldum."

~ "Öyle hemen pes etme. Sonunda benim gibi iyi biriyle tanıştın ya, wahahahah."

Bayağı özgüven sahibi ve kendinden emin bir cüce. Çok şüpheli. Şimdilik ona uyacağım.

Kuyu ağzı gibi yerden mağaranın içine indiler. Tüm bu konuşmalar sırasında mağaranın derinliklerine doğru yavaşça ilerliyorlardı. Bu ilerleyişleri karanlık bir koridorda oldu. Daha aydınlık olan genişçe ve tavanı yüksek bir alana geldiklerinde, cüce Dias'a yaşadığı yerin burası olduğunu gösterdi.

~ "Öncelikle dostum, hoşgeldin. Burası benim geçici evim. Kendimi tanıtmadığım için özür dilerim. Ben Ithaso."

Tavırları daha kibarlaşmıştı. Ciddi bir hava ile elini uzattı. Dias Ithaso'nun elini sıktı.

"Afedersin. Ben Dias, Dias Mannheim. Gezgin biriyim, bir nevi Seyyah. Bilgi ve tecrübemi satarak yaşamımı sürdürüyorum."

~ "Oooh! Demek öyle, ne kadar harika. Seninle iyi geçinebiliriz.."

Taştan yuvarlak bir masa benzeri şeyin etrafında oturdular. Ithaso, Dias'a nereden gelip nereye gittiğini sordu. O ise farklı bir kıtadan buraya deniz yoluyla geldiğini, ancak gece yolculuğu sırasında numenlerin saldırısına uğradığından, şehrin askerlerinin onu kovalamasına dek süren bir macerayı anlattı. Bayağı eğlenmişti bu sırada. İkisi birden eğleniyordu açıkcası.

Dias henüz bu ülkenin yaşam tarzını bilmediğinden, yabancı olduğunu da ekledi. Cüce bu konularda elinden geldiği kadar yardımcı olabileceğini söyledi. En azından bir süre yanında kalabileceğini de söyledi.

Bu iyi oldu. Talih yüzüme gülüyordu.

~ "Eee? Peki neler yapar, neler satarsın? Belki benim için birşeylerin vardır."

Tam olarak ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Daha modern bir dünyadan geldiği için bir nevi şanslıydı da.

"Ithaso, daha çok ihtiyaçlar doğrultusunda çözümler üretirim."

~ "Garip bir adamsın. Tamam o halde. Benim de bir iki sorunum var, yardımcı olursan, ben de sana yardımcı olurum. Anlaştık mı?"

"Anlaştık."

İyi mi yapıyordum bilmiyorum.

Problem çözücü gezgin

"Bir soru sormama izin ver Ithaso."

~ "Tabii ki dostum."

"Nasıl oldu da bana güvenebiliyorsun? Yani insanlar ile laminakların iyi anlaşamadığını söyledin. Yanıma geldin, arkadaş mışız gibi beni buraya davet ettin."

~ "Wahahaha. O konu mu? Dias, dostum sen bu bölgeye geldiğinden beri seni izliyordum. Beni farketmedin sadece. Hatta balıkları yerken bir ara bir kaç tane küçük numen seni görünce izlemeye başladılar fakat saldırmadılar. Genelde saldırırlar, şanslısın."

"Bunun benim sorumun cevabı olduğunu sanmıyorum Ithaso.. Öylece evine davet etmiş olamazsın değil mi?"

~ "Doğru diyorsun. Dürüst olmalıyım, dediğim gibi seni farkedince, izlemeye başlamıştım. En başta gücünü test etmek için yaptıkların, sonra basit kamp kurma tekniklerin, avlanma ve pişirme süresince yaptıkların ve numenlerin sana karşı tutumu. Bunlar bir insan için fazlaca değişik şeyler. Aslında ilk başta meraklanmıştım o yüzden yanına geldim. Tabii ki temkinliydim. Eğer bana saldırsaydın, zırhımdaki tepki büyüsü seni bayıltırdı."

"Büyü mü?" Dias bunu bir kere daha duyuyordu. Şu garip ley enerjisi olmalıydı.

Bir şekilde işlemeyi becerebiliyorlar. Öğrensem iyi olacak.

~ "Evet. Yeryüzüne çıktığımızda çoğumuzun zırhlarında olur. Bizi diğer ırkların saldırılarından kaçmak için korur."

Mantıklı bir yaklaşım. Neticede çok milletli bir ülkede yaşasaydın, fazladan temkinli olmak iyi olurdu.

"Anlıyorum, daha fazla uzatmayacağım."

~ "Aslında özel bir sebebi yok. Sadece senden faydalanabileceğimi düşündüm. Dürüstçe sormam gerekirse senin gibi güçlü birinin yardımı epey işime yarardı.. Hehehe"

Ithaso'nun niyeti şimdi anlaşılmıştı. Bütün bu çiftçilik işlerini tek başına yapıyor olmalıydı.

Eh, madem öyle yardım edeyim ben de..

"Yardım istiyorsan, sana memnuniyetle yardım ederim, dostum."

~ "Vay! Bir insandan alışılmadık sözler. Sana güvenmeye başlıyorum hahaha.."

Ithaso'nun sürekli gülüyor olması Dias'ın sinirine dokunmuyor da değildi. Kurnaz olmasına karşın, akıllı biriydi de. Dias ona bir süre daha uymaya devam edebileceğine karar verdi.

"Ne konuda yardıma ihtiyacın var?"

~ "Konuştuğumuz üzere, buradaki gölde balıkları yetiştiren benim. Ancak, çevrede bir sürü ilgili hayvan ve numen var. Günden güne o balıkların bakımı ve korunması zorlaşıyor. Aslında bir şekilde o balıkları korumalıyım diye düşünürken seninle karşılaştım."

~ "Hem sen de sorunların üstesinden geldiğini söyleyince, daha da iyi oldu."

"Anladım. Geçimini sağladığın şeylerin güvenliğini sağlamak istiyorsun."

~ "Bir bakıma öyle. Gölü kapatacak halim yok. Senin bu konuda bir fikrin var mı acaba?"

"Düşünememe izin ver bir süre." Adamın derdi basitçe halledilebilecek bir sorun değil. Ancak bunun Dias'ın dünyasında nasıl bir çözümü olur diye düşünürken, balık çiftlikleri aklına geldi.

"Bu bölgedeki yırtıcıların ne kadarı iyi yüzebilir?"

~ "Anlamadım ama cevap vereyim, çoğu iyi yüzemezler. Neden sordun?"

"Gölün ortasında çepeçevre ağlarla kapalı bir yapay alan yaratıp balıkları orada yetiştirmek gibi bir çözüm geldi aklıma, ne dersin?"

~ "Hmmm.. Oldukça büyük ağlara ihtiyacımız olacak."

Eh artık orasını da halleder diye düşündü. Bir açıdan bakılınca açık alanda bulunan bir gölde balık yetiştirmenin dezavantajı bu. Sonuçta kişisel mülkün içinde olsa daha kolay olurdu diye aklından geçirdi.

"Peki bu mağaranın tümü kapalı mı?"

~ "Her yeri değil. Küçük bir alandan güneş ışığı içeri giriyor."

"O zaman dostum, mağaranın içine bir gölet kazıyoruz. Balıklarını içeride yetiştirebilirsin!"

~ "Hahahaha ne çılgın bir adamsın ama... Bu iş için oldukça fazla iş gücüne ihtiyacımız olacak, biliyorsun değil mi?"

"Senin açından öyle.. Yeterince ödeme yaparsan, senin için bir havuz oluşturabilirim."

~ "Merakla bekliyorum.."

Mağara balıkları?

Mağaranın güneş ışığı alan bölgesine geçtiler. Das etrafını incelerken, tavan oldukça yüksekte ve yeteri kadar ışık alan düz bir bölgesi olduğunu gördü. Mükemmel bir havuz olabilirdi. Ithaso gerekli alet edevatlar için evine gidip gelmesi gerektiğini ve bunun biraz süreceğini söyledi. Dias ise hazırlık yapmak için işe koyuldu. Bu iş için anlaştığıkları miktar 300 Gümüş Jild oldu. Başlangıç için oldukça iyi bir miktar oldu onun için.

Bu dünyanın para birimi, Dias'ın geldiği dünyadan biraz farklı. Temelde bronz jild ile başlıyor. Sonra katlanarak artan bir geometrisi var. Alışmak kolay aslında..

Bir kaç yalnız geçen saat sonra Ithaso sırtında bir çanta ile dönmüştü. Getirdiklerini Dias'a verdikten sonra, yiyecek ve içecek işleri için hazırlık yapacağını ve daha sonra ona yardım için geleceğini söyledi. Dias sağlam gördüğü bir küreği alıp işe koyuldu.

Fiziksel kondüsyonuna oldukça güveniyordu artık. Bir çok defa gücünü test etme şansı da bulduğundan, küçük bir gölet kazmak pek zor olmasa gerek diye düşünüyordu. İlk küreği toprağa vurduğunda çok rahat olacağını anlamıştı zaten...

Aradan geçen yarım saat sonra, Ithaso elinde yiyecek sepeti ile Dias'ın yanına geldiğinde o çoktan 2 metre derine inmiş, çukuru genişletmekle meşguldü. Henüz doğru düzgün terlememiş oluşu bile bir mucizeydi onun için. Ancak dışarıdan bir cücenin gözünde bu durum oldukça muhteşem görünüyordu.

~ "Oooooh? Dias dostum sen harika bir adamsın. Gücüne ilk elden şahit oldum. Sana yardım etmeme izin ver lütfen."

"Aslında daha yeni ısınıyorum, kaldırdığım toprağı ne yapacağımı düşünüyordum ben de."

~ "Hmmm. Bayağı büyük bir birikinti oluşmuş. İstersen yardım için bir kaç kişi daha çağırabilirim."

İşte bu pek olası değil. Dias şimdiden kalabalık bir grubun içinde kalmak istemiyordu. Aslında biraz gizli kalmak daha iyi olacaktı.

"Ah, hayır gerek yok. Göletin çevresine yayacağım onları. Sen yemek için uygun bir alanda bekle. Az sonra geliyorum"

Sen bilirsin anlamında kafasını salladı ve kenara çekilip onu izlemeye koyuldu. Bu sırada Ithaso o müthiş! sesiyle Dias'a kendi kültüründen bir şarkı söylemeye başladı. İlk başta kulaklara tecavüz ediyor gibi dursa da, iş yaparken ritmine kapılıp gidiyor insan..

Dias işe biraz ara verip, yemek için çukurdan çıktı. Üstü başı toprak içindeydi. Onun için uygun bir elbisesi olup olmadığını sorduğunda, onu düşünüp yanında birkaç parça elbise getirdiğini de söyledi. Bayağı iyi oldu onun için. Bir kaç gündür, ilk bulduğu bu garip tulum ile geziyordu ortalıkta..

Mağaranın içine gölet yapıp, balık yetiştirme fikrinin oldukça çılgın bir olması bir yana, suyu ve balıkları nasıl getirecekleri konusu da ayrı bir zorluk. Akşam saatlerine doğru göletin kazı işleri bitmiş, oldukça geniş ve yeterli derinlikte bir gölet ortaya çıkmıştı. Dias'da biraz yorgunluk baş göstermişti. Biraz dinlenmesi gerektiğini söyleyip, kenara çekildi. Zaten Ithaso çoktan yatacağı yeri göstermiş, üstüne bir de mat hazırlamıştı. Mağara gece serin olacağından, Dias'a kalın birşeyler verdi örtünmesi için.

Herşey iyi gidiyor ve umarım öyle de devam eder...

Mağaraya doluşan kuş sesleri ile uyandılar. Dias Ithaso'nun rutin kahvaltısına katıldı. Göletin su sorununu çözmek için yeryüzüne çıkmaları gerekiyordu. Tek başına halledilebilir miydi emin değildi. Cüce dostuna, hortumun tarifini yaptı, o da bana buna benzer bitkiler olduğunu söyledi. Onlardan bol miktarda lazım olacaktı.

Boru bitkilerinden -ne olduğunu bilmiyor, evet sormadı da- bol miktarda toplayıp, hepsini birbirine ekleyince, ellerinde bayağı uzun bir hortum olmuş oldu. Mağaranın gölete yakın kısmına doğru uzattılar. Dias klasik depodan benzin çekme numarasını öğretti Ithaso'ya. Bir iki denemeleri sıkıntı çıkarsa da yama ve toprak destekleri ile küçük bir kanal hattı oluşturdular. Su yavaş akıyordu. Zaten onlarında aceleleri yoktu. Projenin başarılı olacağından eminlerdi.

Çılgın projemiz!

O gün akşama kadar suyun akışını izlediler. Uzun bir sohbet ettiker. Ithaso geleneklerinden, eski karısından bir kaç çocuğundan ve savaş zamanı hikayelerinden bahsetti. Savaş hikayeleri Dias'ın ilgisii çekmiş, detaylarıyla dinlemişti. Gece olmuş, ikisi de yataklarına uzanmıştı.

~ "Dias, dostum.. Seninle tanıştığım için memnunum. İlk defa Minske dostum oldu.. Şaşkın ve memnunum. İlginç bir insansın. Kendinden pek bahsetmiyorsun ama sana bakınca bir çok şey görebiliyorum. Bu gözlerden kaçmayan şeyler."

"..." Sessizlik..

Sessizlik en iyi cevap. Ne diyebilirdim ki. Kendi dünyamda kaybolmuş biriydim. Aynısını bu dünyada yaşamak istemiyordum ama insan gittiği yere götürür herşeyi.

~ "Sana ülkemi göstermek isterdim.. Her neyse, iyi geceler dostum."

Bu geçmiş zaman kipinde, hüzünlü bir hikayenin yattığı belli oluyor. Dias sormadı gerisini. Anlatacak kadar takati olduğunu düşünmüyordu belki de. Belki de birbirlerine benziyorlardır, kim bilir?

Üçüncü günün sabahında, göletin iyice dolmuş olduğunu gördüler. Dışarıdan çektikleri su durmuştu. Galiba birşey tıkamıştı, iyi de olmuş. Yoksa mağarayı bataklığa çevirebilirlerdi.

"Şimdi işin çoğunu hallettik Ithaso. Geriye balıkları taşımak kaldı."

~ "O iş için bir çözümüm var merak etme. Sana büyü kullanımı hakkında bir iki gösteri yapmak isterim hahahah."

"İlginç."

Oldukça ilginç hem de.

Dias bu büyü zımbırtısını görmek için merakla onu takibe koyuldu. Yeryüzüne çıkıp, göle doğru yürümeye başladılar. Güneşin sıcaklığı sırtlarına vuruyorken, bedeninin iyileştiğini hissedebiliyordu. İki günlük mağara hayatı onun gibi yeryüzü insanı için oldukça zor.

Gölün kenarına geldiklerinde durdular. Ithaso belindeki küçük deri çantadan mavi renkli bir tür kristal çıkardı. İki eli ile kavrayıp bazı kelimeler fısıldayınca, taş hafifçe parlamaya başladı.

Oha anasını satayım.

Dias, normal şartlar altında böyle bir sahneyi ancak filmlerde görmeye alışkın olduğundan, muazzam bir deneyi yaşıyordu!

Taşı göle doğru attığında, su yüzeyinin hemen üstünde havada asılı kaldı. Bir kaç dakika sonra göldeki çoğu balık taşa doğru yaklaştı ve etrafında dairesel bir hat çizerek yüzmeye başladılar. Dias için, şu an yaşadığı bu gösteri harika bir deneyimdi! Gölün yüzeyine çarpan mavi ışığın altında dairesel yüzen balıklar hipnotize olmuşlar gibiydi. Ithaso eliyle sanki oltayı çekiyormuş gibi hareketler yapınca, taş ona doğru yaklaşmaya başladı. Buraya kadar herşey iyi güzel de o kadar balık ne olacak diye düşünürken;

~ "Burası en önemli kısım dostum Dias, koşmak için hazırlan"

Ne oluyor ulan? Ne diye koşuyor muşuz diye düşünürken, Ithaso taşın havaya kalkmasını sağladı ve göldeki balıkların hepsi sanki bir oltaya takılmış gibi taşın peşinden havaya fırladılar. Ithaso taşı yakalayınca balıklar sanki bir ipte diziliymişçesine onu takip ediyorlardı. Ithası bir anda fırlayıp mağaraya doğru koşmaya başlayınca Dias olayı anladı. O da peşinden mağaraya daldı.

Yeni kazdıkları gölete doğru koştular. Ithaso taşı göle fırlattı ve balıklar da onun peşinden göle girdiler. Tam olarak 10 dakika içerisine yüzlerce balık yeni göletin içerisinde yüzüyorlardı.

Keşke video çekebilseydim. Off.

"Mükemmel bir şey bu dostum! Artık sadece yemleme ve suyun kalitesini kontrol etmelisin o kadar."

~ "Wahahaha! Tabii ki! Umarım gösteriden memnun kalmışsındır. Gerçi bu düşük seviyeli bir işlem olsa da, biz Laminak'lar bu pratik işlemi çoğu zaman kullanırız."

Bu kristaller ne biçim şeyler diye düşünürken, bu dünyada bildiği fizik kurallarının işlemiyor oluşunu hatırladı.

Hahaha harika birşey bu!

~ "Dostum Dias, bununla birlikte senden istediğim iş de bitmiş oldu. Biraz beklersen ödemeni yapmak için çantamı getireyim."

300 Gümüş Jild. Güzel bir miktar. Şimdilik bir köşede tutmalıyım. İleride, yolculuğum esnasında işime yarayacak.

Biraz sonra, Ithaso elinde küçük bir çanta ile geldi. 300 adet para için oldukça küçük bir çanta bu diye düşünüyordu Dias..

"Hakkımda yanlış düşünme Ithaso ama bu çanta düşündüğümden küçükmüş."

~ "Değil mi? Biz Laminak'ların irfanı ile yaratılmış bir çanta bu. İçinde kendi boyutundan tam yirmi kat büyük bir alan barındırır. Yani tam olarak üç bin jild taşıyabilirsin. Ağırlık konusunu da dert etmene gerek yok. Boyutu gibi ağırlığı da azalır. İsmi de tuzen-bûse."

Yuh! Teknolojiye bak! Dias şaşkınlığını gizleyemedi. Bildiğin boyut teknolojisi bu ulan diye düşünüyorken birden aklına gelenler onu rahatsız etti.

Ben bilgimi satarım diye düşünürken, bu dünyanın neler yapabileceğine ilk elden şahit oldum. Sanırım aç kalacağım!

~ "Bu sadece Laminak ırkına mahsus bir şeydir. Dolayısla dışarıda herhangi birine bundan bahsetmesen çok iyi olur. Yoksa sırf bunun için seni öldürebilirler."

Tabii ki bahsetmem, nesin sen manyak falan mısın?

"Merak etme. Gözüm gibi saklayacağım."

Dias'ın artık yolculuğa dönmesi gerekecek. Keşfetmesiz ve öğrenmesi gereken onlarca şey var ki, diğer şehirleri gezip alışveriş yapmalı ve bir hayat kurmalıydı. Bu sayede bu dünyanın sistemini de öğrenmiş olacaktı.

~ "O zaman sevgili dostum Dias, yardımların için çok minnettarım. Asla unutmayacağım biri haline geldin. Senin hakkında halkıma bir çok hikaye anlatacağım ve ileride Laminak dostu bir insan olarak tanınmanı sağlayacağım."

"Hahaha, bu çok iyi bir destek olur. Peki o zaman. Ben yolculuğuma dönerken, sana yemek ve yatak için teşekkür ederim Ithaso. Arkadaşlığın çok değerli oldu benim için!"

~ "Yolun düşerse eğer, ben buralarda olurum."

"Kendine iyi bak dostum!" diyerek yavaşça mağaranın çıkışına yöneldi Dias. Ithaso her zaman ki gür kahkahası ile onu uğurluyordu.

Sanırım özleyeceğim bu çılgın cüceyi..


  • Laminak: Bir tür dwarf/cüce ırkı. Bask Mitolojisi Laminak olarak bulabilirsiniz.
  • Fjochtsjen: Büyük Savaş. Neredeyse tüm dünyanın ve tüm ırkların dahil olduğu bir tür dünya savaşı.
  • Minske: İnsan anlamına gelir. Homo Sapiens türü.
  • Jild: Gauna'da kullanılan para birimlerine verilen genel ad. Ülkelere göre çeşitli farklılıklar arzetse de genel olarak bilinen adı bu. Örnek olarak Vanahemm İmparatorluğunda kullanılan Jild adı Vann. Diğer ülkelere geldikçe açıklamalarda belirteceğim.
  • Tuzen-Bûse: Bin Adet Cep anlamına gelir. Belirli başlı kristallerin sayesinde yaratılmış gizli bir teknoloji.
  • Para Skalası: 100 Bronz Jild = 1 Gümüş Jild. 100 Gümüş Jild = 1 Altın Jild. 10 Altın Jild = 1 Adamant Jild.
  • Metaller: Adamantite oldukça nadir bir tür metal, para birimi olması yanı sıra diğer işçiliklerde de kullanılıyor. Aetherite, Mithral, Ichorite ve Orichalcum denilen maddelerden bahsediliyor.. Bunlara Leistien deniliyor ve ley enerjisini depolayabildiklerinden oldukça nadir ve değerliler. Aetherite ve Ichorite sıvı ve gaz haline geçebiliyorlar. Çeşitli işlerde kullanılabiliyorlar. Mithral ve Orichalcum ise işlendikleri takdirde muazzam sertlik ve dayanıklılık derecesine çıkıyorlar. Dolayısıyla efsanevi metaller olarak anılıyorlar. Diğer bilinen metaller burada anılmayacaklar.