Skip to content

Erdem Arslan

Bölüm 02

10 min read

Seni Yeneceğim Yeni Dünya!

Gallardia denen gizemli herif ve çırağı Ekhia ile birlikte yolculuğa başlamanmasından bir süre geçti. Dias bu süre boyunca genel olarak Ekhia ile sohbet etme fırsatı buldu. Gallardia pek söze karışmıyor, hatta orada yokmuş gibi hissettiriyordu. Ancak gözleri sürekli üzerilerindeydi. Dias, rahatsızlık verici bu duruma daha öncesinden beridir alışkındı. İş hayatında dikkatlerin üzerinde olması gereken, bir proje, seminer vb. gibi durumlardan ötürü...

Hem, artık geçmişte kalmışlardı. İlginç bir şekilde evden uzakta, sanki sadece tatil seyahati yapıyormuş gibi hissediyordu.. Belki bu durumu avantajına çevirmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu dünya hakkında hiçbirşey bilmiyor oluşu onu ürkütse de, şimdilik edindiği iki yeni arkadaşı ile başlamak iyi fikir olabilirdi.

Süregelen sohbet, sessizliğe bürünmüştü kısa zaman önce. Kim olduğu, nerede büyüdüğü gibi temel sorulara başlamıştı Ekhia. Sonra bilimsel alana ne kadar aşina olduğuyla devam etti. Dias da bu fırsatla dünya hakkında üstünkörü bir kaç fikir edinmişti.

İsminin Gauna olduğunu öğrenmişti. Sanırım Gaia'dan geliyordu. Garip olan burada olan bir çok şeyin, önceden yaşadığı dünyadaki şeylere benzerlik göstermesiydi. Bu da onu bir kaç sonuca ulaştırıyordu.

İlki alternatif bir gerçeklikteydi ki bu biraz olasılık dışıydı. Teknoloji ve çağ zamanlaması çok gerilerdeydi ve Ley hatları denen doğanın serbest enerjisi tüm gezegeni kaplamış durumdaydı. Bu ley olayı Dias için başlı başına bir fantezi gibiydi zaten.

İkincisi, farklı bir boyutsal gerçeklik olabilirdi ki bu da bir şey. Fakat buraya nasıl geldiği sorusu hala aklını kurcalıyordu. Gelmeden önce yaşadığı korkunç kazayı hatırlamaya çalışıyordu. Belki bazı cevaplar bulabileceğini düşünmüştü ama nafile...

Üçüncüsü ise komadaydı ve bu garip rüyayı görüyordu, bu şu an için tek mantıklı cevap olsa gerek...

Herneyse, daha fazla şey öğrenmeli ve olabildiğince adapte olmalıydı ve şimdilik başlattığı küçük rolü devam ettirmeliydi.

"Ekhia, bana daha fazla şey anlatmanı isterim. Malum, yaşadığım kaza neredeyse adımı bile unutmama yol açtı.." diyerek bir yalan söylemiş oldu. Bunun üstüne pek şüphelenmeyen bu küçük kız, çok bilmiş bir hava ile her şeyi anlatmaya hazırlanıyordu.

~ "Büyük bir zevkle Bay Mannheim."

~ "Öncelikle bilmeniz gereken temel şeyleri açıklamama izin verin. Nerede nasıl yaşadığınızı bilmediğimden, size şu an yolculuk yapıyor olduğumuz ülkeyi tanıtayım."

~ "Bu ülke yani, bu imparatorluk, kıtadaki en etkin askeri güce sahip ülke. Esasında birkaç küçük ülkenin birleşimi gibi düşünebilirsiniz. Resmi adı: Birleşik Vanahemm İttifakı.. Tabii ki bu halk arasında kullanılmaz. Daha çok Vanahemm İmparatorluğu olarak da bilinir. İmparator ve onunla beraber aristokrat bir zümre tarafından yönetilir. Bir çok sınıfa bölünmüştür. En üstten, en alta doğru: Aristokratlar, Ruhbanlar, Askerler, Bilimciler, Tüccarlar, İnsanlar, İnsansılar ve Köleler olarak ayrılır. Bir de adını dahi anmadıkları Slachtoffers tabanı vardır.

Hmm.. Vanahemm İmparatorluğu, Empire, Vanpire.. Haha Vampir ibneler.

"Tipik kast sistemi."

~ "Tuhaf söylemleriniz var bay Mannheim. Ne diyorduk, heh evet.. İmparatorlukta bulunan bu ayrım genellikle kesindir ve aşılmaz. Uzun yıllar boyunca burada yaşayanlar arasında bilinen bir kural gibidir."

"Az önce insansılar dedin, tam olarak söyler misin, nedir bu insansılar?"

~ "Bildiğiniz gibi bu dünyada sadece insanlar yaşamıyor bay Manheim."

Burada bana iğneleme yapıyor. Sanırım ona uyacağım. Sessizce dinlemeye devam ettim..

~ "İnsansılar, farklı ırklara mensup yaşayanlardır. Örnek vermem gerekirse: en bilinenlerinden bazıları, Laminaklar. Genelde yer altında yaşarlar. Ancak inşa etme ve birşeyleri üretme yetenekleri çok üstündür."

Sanırım dwarf falan.. Anlamak için bildiği şeylerle benzeştirmesi gerekiyordu ve resmen saçmalık bunlar diye düşünmeye başladı. Evrimsel açıdan mümkün görünmeyen bu durum Dias'ın kafasını karıştırıyordu.

~ "Jentilak ırkı var. Onlar insansılar arasında en iri olanlar. Savaşçı devler olarak hatırlayabilirsiniz. Ancak uzun zamandır pek fazla görünmediler. Son büyük fjochtsjen döneminde kayboldukları düşünülüyor. Belki de artık emekli olup inzivaya çekildiler."

~ "Jentilaklar arasındaki üstün savaşçılar, kendilerini Goliath klanı olarak ayırıp, ezici bir güç ile insanlardan intikam almayı denediler. Sayıları az olması ve teknolojik olarak geride kalmaları yüzünden en sonunda yenildiler. Pek üzücüdür.."

~ "Bazı iblisler vardır. Belirli türlere ayrılmışlardır. Ruhlar vardır ki onlar birçok formda ve türde bulabilirsiniz. Ancak en sevdiğim, doğal fenomenlerin cisimleşmiş halleridir. Mesela, İnizitu. Şimşeğin vücut bulmuş hali desem yeridir. Pek sık görebileceğiniz bir olay değildir. Zaten görenlerin yaşadığına dair bir haber yoktur, hehehehe.."

Bildiğin efsanelerden fırlamış bir dünya burası. Tanrım, neler oluyor?

~ "Minske yani biz insanlar varız. Dünyadaki baskın türüz diyebilirim. Mistik sanatlardan tutun, teknolojik ilerlemeye kadar birçok alanda öndeyizdir. Ancak en zayıf tür de biziz."

~ "Bazı tanrılarla karşılabilirsiniz. Ancak o durumlarda kesinlikle sakin kalmalı ve saygınızı göstermelisiniz. Aksi takdirde başınıza ne geleceği meçhul."

Tanrılar mı? Ne oluyor ulan? Kesinlikle bu bir rüya ve ben bayağı abartmış durumdayım. Ooofff..

~ "Numen dediğimiz tüm doğadışı varlıklar vardır. Az önce bahsettiğim ruhlar ve iblisler gibi. Güneş tepedeyken karşılaşmanız neredeyse imkansızdır. Ancak bir canlının bedenini ele geçirirlerse iş değişebilir."

Hah! Sinema filmlerini bile geçti bu hikaye... Korkuttu lan...

~ "Patuekler de var. Onlarla çokça karşılaşabilirsiniz. Belirli ücretler karşılığında kişisel işleriniz yaptırabilirsiniz. Gerçi samimi olmamaya çalışın. Ne kadar küçük boylu olsalar da bir insandan daha güçlüdürler.."

~ "Beigorri halkı, ormanda yada mağaralarda yaşarlar. Çiftçilik yada hayvancılık yaparlar ve o konuda çok ciddidirler. İnsanlar onlarla savaş sonrası tarım ve hayvancılık konusunda ticaret anlaşması yaptılar."

~ "Bunlar gibi birçok şey daha var. İsterseniz sizin için, şehre vardığımızda bir kaç kitap ayırabilirim. Böylelikle daha derin çalışmalar yapabilirsiniz Bay Mannheim."

"Çok minnettar olurum Ekhia. Benim için bunu yap lütfen."

Başkent Göründü..

Karavan yolculuğu kesinlikle Dias'a göre değildi. Fazlaca sallantılı ve yavaş ve kesinlikle yavaş. Saatte 30 ila 40 km ile yolculuk etmenin hazzı, kesinlikle ona göre değildi. Ayrıca sonradan farkettiği garip olan şey ise, içinde bulunduğu karavan resmen stüdyo daire büyüklüğünde. Anlamsız bir lüks daha.. Gerçi koşumda olan hayvan için pek bir sıkıntı değilmiş gibi duruyordu.

Ekhia ile olan sohbetleri bir süre daha devam etti. Bölgenin coğrafik yapısı, ekonomik durumlar ve askeri yapılanma hakkında bildiklerini büyük bir heyecanla anlattı, sağolsun.

Bu sırada akşam üzeri çoktan geldi, güneş batıyor, ufukta büyük bir mavi ay görünürken, hemen ardından küçük bir soluk ay daha görününce, bu muhteşem manzaraya kendini kaptırmaktan geri durmamıştı.

"Manzara harika.. Ömür boyu unutulmayacak bir şey.."

Dias nedense içinde garip bir hüzün hisseti.. Belki önceki hayatından kalan birşey. Bir de geride bıraktığı ailesi, arkadaşları ve sevdiği kadın. Acaba onlar şu an ne haldeler, belki de cenazesini kaldırıyorlar ya da hastahanede koma halindeki bedeninin başındalar. Zaten unuttuğu o kadar çok zevk var ki. Gökyüzüne bile bakmayı unutmuş bir neslin bireyi olmak acı verici. Fakat bu dünyanın bahşettiği güzellikler var ve Dias artık onları kucaklamaya hazır olduğunu hissediyordu.

~ "Öyleler evet. Büyük olan Goikoa, diğer soluk olan İdari. Ay tanrıçası İlaz-ki'nin isimlerinden bazıları."

"Ne kadar harika. Herşeyi unutup, sadece bu gerçekliğe dalıp gitmeyi isterdim.."

~ "Bay Manheim, göründüğünüzden daha romantik bir insansınız, ne kadar muhteşem. Bu yönünüzü bilmek beni mutlu etti." diye gülümseyerek ekledi. Aslında o bile unutmuştu. İnsanın uzun yıllar verdiği yaşam mücadelesi ve ardından kaybettikleri o kadar acı verici oluyor ki..

Ancak gülümsemekle yetinebildi buruk bir şekilde.. Tüm bunları düşününce, bu bir fırsat. Artık yaşamalıydı, özgürce, arzu ettiği gibi.

Belki bir kahraman bile olabilirim ha ne dersin iç sesim?

Tüm bunlara kendini kaptırmışken, Gallardia'nın sırıtan suratı ile karşı karşıya gelince, büyü bozuldu haliyle. Sanırım onu kendime getirmek ister gibiydi.

"Şu ileride görünen duvarların ardında kalan şehir bizim varış noktamız değil mi?"

~ "Evet. Ancak normal şartlarda kapı kontrolü uzun sürecektir. Ancak neyse ki, akademinin iznine sahip benim gibi bir Mage için sorun olmayacaktır."

"Mage nedir Ekhia?" Bu sözü nereden hatırladığını düşündüm bir an. Çokça okuduğu o mitolojik kaynaklar, ona birçok gereksiz şey öğretmişti ancak burada işe yarayacaklarını nerden bilebilirdi ki..

~ "Tüm bunları içeren bazı kitaplar vereceğim size, Bay Manheim. Lütfen şimdilik rahatınıza bakınız."

Doğru diye düşündü. Oturup araştırma yapmak için uzun bir süre gerekecek.

Uzun bir yolculuk sonrası, imparatorluğun başkenti olan, bu büyük şehre geldiler. Küçük bir çocuk gibi heyecanla olan biteni izliyordu. Otuzlu yaşlarında bir insan olarak bu tür şeylere çoktan alışması gerekirdi ancak nedense hala bir çocuk gibi hissediyordu.

Kapı korumaları ve aralarında bir rütbeli subay olduğu belli olan biri her geleni durduruyor, küçük bir sorgulama sonrası, sanırım izin kağıdı olduğunu düşündüğüm bir belgeyi kontrol edip, yolcuları ve eşyalarını aradıktan sonra içeri daha büyük olan şehir giriş avlusunda beklemeye alıyorlar. Burada başka bir kontrol daha bekliyor olmalı. Havalimanları girişi gibi, burası da dış hatlar terminali güvenliğini anımsattı Dias'a..

Gümrük yada ona benzer bir giriş olmalıydı burası. Çünkü geldiğikleri yolda, ufak tefek yerleşim yerleri vardı ancak onlar da geçici gibiydiler. Konaklama ve yol üstü ticarethaneleri gibi. Ancak bu surların ötesine ne menem bir görkem yatıyor, Dias bunu pek de merak etmiyordu doğrusu. O daha çok ne yaşayacağını, merak ediyordu. Yeni bir dünyada başlayan biri olarak -kaç kişi bunu yaptı bilinmez- oldukça şanslı bir başlangıç yapmıştı..

Kapı kontrolüne doğru yaklaşırken, dikkatle surları inceliyordu. Dikkatlice bakınca farkedebildiği -galiba farkedilmesini istemiyorlar- bir iki detay vardı. Surların üzerinde belirli yerlerinde küçük oyuklar, ya da giritlerde yarı-gizli nişancılar bekliyordu. Ayrıca kapının da ne kadar büyük olduğunu farketti sonra. Hemen hemen 7 ~ 8 metre yükseklikte ve 10 ~ 12 metre genişlikte olmalıydı. Bu kadar büyük olmasının bir sebebi olmalıydı. Duvar kalınlığı da -ona mı öyle geliyor bilmiyordu- 1 ~ 1.5 metre kadardı. Kaldı ki surlar büyük ihtimal 20 ila 25 metre arası bir yükseklikteydi. Bu mimarinin bedeli nedir diye uzun uzun düşünmeye vakti yoktu zaten..

Sıra geldiğinde Ekhia ilgili subaya doğru selam vererek elindeki belgeyi uzattı. Asker dikkatle inceledi ve onlara uzunca, agresif bir ifade ile bakınarak, aşağı inmelerini işaret etti. Dias o an için neler olduğundan haberi yoktu. Ekhia'nın söylemlerine göre rahatça girmeleri gerekirdi. O sırada subay araya girerek:

~ "Şu an için başkentte olağanüstü hal yasası yürürlükte. Her gelene dikkat etmek zorundayız. Bu seçkin akademi öğrencileri olsa bile."

Olağanüstü hal ha.. Ne kadar tanıdık bir senaryo. Sanırım bundan kurtulamayacağım.

~ "Sen kimsin ve vatandaşlık belgen nerede? Ayrıca neden buradasın? Gerekli belgelerini göstermedin?"

Dias o sırada ne diyeceğini düşünürken, ona çevrilen kızgın bakışların altında ezilmeye başlamıştı. Neyse ki Ekhia her zamanki davranışlarıyla araya girdi:

~ "Onu daha yeni güneydeki pazarda buldum. Adı Dias. Madenci artığı. Bayağı dayanıklı olduğundan kölem olarak kullanmak üzere satın aldım. Henüz kayıt işlemleri için başvuramadım. Malum şehirde yapılabiliyor sadece."

Subayın bu durumu pek kabullenmek ister gibi bir hali vardı. Şu olağanüstü hal zıkkımı onu bayağı yormuş olacak ki:

~ "Tamam tamam, her neyse artık. Al götür şu bok çuvalını da Üretim ve Ticaret loncasına kaydettir. Sonrasında damgalatmayı unutma. Yoksa Slachtoffers olarak damgalanır."

Dias ise bu herifin ağzıyla götünün yer değiştirmesinin ne kadar hoş olacağını düşünüyordu bir yandan. Bok çuvalı ne ulan? Ayrıca o köle diyen ağzını seveyim.

"Çürümüş şerefsizler.." diye mırıldandı kendi kendi..

Dias içten içe yanarken, Ekhia, kıçına bir şaplak atıp:

~ "Yürü bakalım bok çuvalı" diyerek beni hafifçe ittirirken bir yandan da yüzünde kaçamak bir gülücük vardı..

Tamam niyetini anlayabiliyorum ama bu kadarı da fazla. Karavana bindiler ve yavaşça sur kapısından içeri girdiler. Tüm o gerginliği üzeriilerinden atmak iyi gelecekti.

"Bok çuvalı ha.. Unutmayacağım."

~ "Oh hadi ama.. Hayatını kurtardığım için bir teşekkür bile etmeyecek misin?"

"Sana kızgın değilim, sadece bu çürümüş sistemin savunucusu bu onursuz adamın davranışlarına kızgınım."

~ "Birşeyleri değiştirmek artık çok zor ve pahalı. Buranın halkı bu yaşam biçimini benimsedi ve böyle kalmayı seçtiler. İmparatoriçenin yaklaşımları zalim ve ahlakdışı bile olsa, bu duvarların içinde güvendeler."

"Sanırım güvende olanlar, sadece boyun eğenler."

~ "Doğrusu bu. Alışmalısın.."

Bu cümleler ağzından dökülürken, o çocuk bedeninde hissettiği acı ve boşvermişlik, Dias'ı yeterince sarsmaya yetti. Gallardia ise, her zamanki umursamaz tavırları ile bir köşede oturuyor, olan biteni gözlemliyordu..

Daha nelerle karşılacağım bilemiyorum. Daha iyi bir dünya beklerken, yeni karşılaştığım sınıfsal sömürü ve ayrım, bu zamana kadar ki olumlu izlenimlerimi süpürüp attı. Agresif ve duygusal açıdan kontrolsüz olabiliyorum. Bu durumun başıma iş açabileceğini de düşünerek, biraz daha "olgunlaşmam" gerek artık.

Hahahaha.. Bok kokusuna alışmak kadar kolay olacak.

Geniş bir avluda, askerlerin karavanayı didik didik etmesinden ve Dias'ın ikinci kez bok çuvalı muamelesi görmesinden sonra, yavaşça şehrin içine doğru ilerlemeye başladılar. Dias artık alıştığı hissine kapılıyordu.

Geniş bir cadde üzerinde yavaşça ilerliyorlardı. Genişçe bir yol ayrımına geldiklerinde şehrine batı tarafına doğru yöneldiler. Gallardia'nın evine gidiyorlardı. Yolculuk da yorucuydu öte yandan. Kısa ve sarsıntılı bir yolculuk onun gibi bir modern dünya insanına fazla geliyordu. Eski modern dünyalı..

Batı yoluna saptıklarında, caddenin doğruca uzandığı bir yapı göründü. Önlerinde yer alan bu devasa absürt ve grotesk yapı oldukça göze çarpıyor.

"Ekhia, şu devasa garabet de neyin nesi?"

~ "Biraz daha saygılı olabilir misiniz Bay Manheim!" Dias Ekhia için kızgınlığın da yakıştığını düşündü.

"Ancak, ortaçağdan fırlamış gibi.." Ekhia garip garip Dias'ın yüzüne baktı. Ortaçağ nedir, nereden bilebilirdi ki. Söylemleri konusunda daha seçici olması gerektiğini düşündü.

~ "Orası tam olarak Mistik Sanatlar ve Mage Akademisi diye geçer. Eğitim gördüğüm, seçkin bir kuruluştur. Simya'dan Felsefeye, Büyü kullanımı ve geliştirilmesinden, askeri sınıf eğitimlerine kadar herşeyin başlangıcı, neredeyse onun gibi bir kaç akademide yapılır."

Bayağı merkezi bir kurum olsa gerek. Neden her alana saldırmışlar ki? Ortaçağ işte bildiğin. Dias düşündü ki, kendi dünyasında eğitim sistemi geliştikçe fraksiyonlara ve kurumlara ayrılır.

~ "Ayrıca şu an ki aktif öğrenci sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor."

Yuh! Kampüsü görmek isterdim.

~ "Ekonomi ve Siyasi gelişimler için de önemli bir kurumdur."

"Anladım, afedersin Ekhia. Daha dikkatli olacağım artık. Bu arada ben gerçekten köle olarak damgalanmayacağım değil mi?"

~ "O kısmı biraz karışık Bay Manheim. İşe yaradığınızı kanıtlamalısınız. Yoksa işe yaramazlar için Kölelik yada benzer şeyler vardır."

Bunları söylerken bayağı zevk aldığı kesin. Sanırım okulunu aşağılamamın bedeli olsa gerek...

"Olur. Benim için sorun yok. Bir yerden başlamak gerekli sonuçta."

Yüz ifadesi görülmeye değer. Nasıl olur da bir insan kölelik için gönüllü olabilirdi ki.

Hahaha şimdi ben eğleniyorum seni küçük velet.

~ "Bu kabul edilemez. Siz benim misafirimsiniz. Şehirde en fazla 15 gün boyunca serbest dolaşabilirsiniz. Daha sonra vatandaşlık başvurusu yapmalı ve bir Lonca'ya ya da vakıfa katılmanız zorunlu, yoksa ya dışarı atılır yada köle olursunuz. Benim kölem olursanız size çok iyi davranırım. Hatta size büyü ve mistik sanatları bile öğretip, sizi seçkin biri yapabilirim."

"Ne kadar iyi davranırsın mesela? Benimle yeteri kadar ilgileneceğin sözünü verirsen, seve seve kölen olurum, genç efendi Ekhia."

~ "Siz... Siz ciddisiniz bay Mannheim? Ben, ben böyle birşeyi kabul edemem. Bu ahlak dışı, bu benim gibi seçkin birine yakışmaz! Lütfen sözlerimi unutunuz."

Kıpkırmızı olmuştu. O küçük aklından neler geçtiğini tahmin etmek çok zor değildi. Sonuçta yeni ergenliğine girmiş bir velet. Aklı fikri gelişim sürecinde..

"Sakinleş, seninle biraz eğlenmek istedim, o kadar. Kölelik konusu oldukça çağ dışı ve onursuz bir hareket naçizane fikrimce."

~ "... teşekkür ederim bay Mannheim. Aynı fikirde olmamız sevindirici olsa da bu hala şehrin sizden beklentileri konusunda bir değişiklik yaratmıyor. Görevli subayın da söyledikleri üzere, önce sizi kayıt ettirmeli ve bir loncaya bağlamalıyız. Bunun içinde yetenek belirleme uzmanlarından birine uğramamız gerekli."

O ne be? Öyle hemen yetenek mi belirlenirmiş? Bu zamanla ve emekle ortaya çıkan birşey. Garipleşiyor herşey, çok garipleşiyor. Ürkütücü bir de..

"Yetenek nasıl belirleniyor ki? O kadar kolay olmasa gerek."

~ "Esasında kolay. İki aşamadan geçiyorsunuz. İlki zihinsel kabiliyetlerinizi ölçme üzerine kurulu. İkincisi ise bedensel kabiliyetleri ölçer. Bu arada bu sistem tüm dünyada kabul görmüş ve doğruluğu kanıtlanmış -sizin deyiminizle- bilimsel bir metod, hıhıhı!"

"Birşeyler öğretebildiğime sevindim, hıhıhı!"

Dias onunla iyi anlaşabildiğine seviniyordu. Her ne kadar Gallardia herifi hemen yanlarında baykuş gibi gözlerini dikip onları seyrediyor olsa da..

"Tamam o zaman, belirleyelim şu yetenek şeysini."

~ "Öncesinde benim akademiye uğrayıp, haftalık ödev ve raporumu iletmem gerekli. Bu biraz sürecek, siz isterseniz karavanada kalabilirsiniz. Dışarıda dolaşmanızı pek tavsiye etmem, netice de bir frjemd'siniz."

"Hmm, mantıklı.. Tamam seni beklerim."

Garip olan birşey daha... Dias bu dünyaya geldiğinde, daha doğrusu kendine geldiği ve çıplak olduğu o anlarda kulaklarında çok hafif bir çınlama vardı. En başta umursamamıştı. Şehre girdikleri andan itibare giderek yükselmiş ve tuhaf bir uğultu halini almıştı. Kendi dünyasında şehrin gürültüsüne alışık olduğundan yine normal olabileceğini düşündü. Ancak Ekhia yanlarından ayrılıp, Akademi'ye gittiğinden beri, belli belirsiz bazı cümleler duyuyor oluşunu, görmezden gelemiyordu.. Birşeyler ters gidiyor olmalıydı. Sağlık sorunları şimdiden başlamasa ne güzel olurdu diye hayıflandı. Çünkü bu ortaçağ dünyasına pek güvenmiyordu haliyle. O sırada Gallardia'ya baktı. Elindeki kitapta birşeyler arıyordu sakince..

Ona doğru biraz daha bakmayı sürdürdü, o ise sakince, gözlerini kitaptan ayırmadan:

~ "Demek farkettin artık duyduğun şu sesi.."


  • Slachtoffers: Kayıplar, kaybolmuşlar. Burada belirtilmek istenen, hiçbir zümreye dahil olmayan kesim.
  • Frjemd: Yabancı uyruklu kimseye denir.
  • Fjochtsjen: Büyük Savaş. İkinci dünya savaşı gibi birşey..